Atatürk’ün Kayserili Kaptanı (İsmail Hakkı Durusu)

Şifreli bir 19 sayısı, koskoca bir milletin hayatını değiştirdi. Bu üç tane 19 idi: 19 Mayıs 1919. Bu tarih, büyük milletimizin makus talihinin döndüğü, Türk Milli Mücadelesi’nin önemli bir tarihiydi.
16 Mayıs 1919 İSTANBUL
Mustafa Kemal Paşa, Yıldız’da Hamidiye Camii’ndeki Cuma Selâmlığı’ndan sonra Mahfil-i Hümayun’da Padişah Vahdettin tarafından kabul edilmiştir. Cuma Selâmlığı’ndan sonra Şişli’deki evine dönmüştür.
Annesi ve kız kardeşine veda etmiştir.
Bandırma vapurunun Kızkulesi açıklarında aranmasını takiben düşman zırhlıları arasından geçerek İstanbul’u terk ederken, güvertede arkadaşlarına: ”-Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silâh kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız madde! Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz, Anadolu’ya ne silâh, ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı götürüyoruz!” demiştir.
Mustafa Kemal Paşa’nın gece Bandırma vapuru kaptanı İsmail Hakkı Durusu’ya direktifi: “Düşman devletlerinin herhangi bir vasıtasının gadrine uğramamak için sahile yakın bir rota tutunuz! Şayet kesin tehlike görürseniz gemiyi karaya, en yakın sahile oturtunuz!
17 Mayıs 1919 İNEBOLU
Bandıma vapuru saat 23.00 sularında İnebolu’ya gelmiştir. Şiddetli fırtına sebebiyle Mustafa Kemal ve arkadaşları karaya çıkmaksızın yolculuğa devam etmişlerdir Mustafa Kemal’e verilen müfettişlik ile ilgili talimat Vükelâ Meclisinde kabul edilmiştir.
18 MAYIS 1919 SİNOP
Bandırma vapuru saat 12.00 sularında Sinop Limanı’na girmişti. (Şiddettili fırtına sebebiyle Mustafa Mustafa Kemal Paşa karaya çıkmamış, ancak Üstteğmen Hikmet (Gerçekçi) Bey’i, gemiye yanaşan bir sandal aracılığıyla kıyıya göndererek, Samsun’daki Tümen Komutanlığı’na (gelmekte olduklarını bildiren) bir telgraf çektirilmiştir, müteakiben yola devam edilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa’yı karaya davet eden Sinop Mutasarrıfı’na Bandıma vapurundan gönderdiği kartta: “Sinopluların hakkımda gösterdikleri duygulara teşekkür ederim. Rahatsızlığım dolayısıyla davetlerine uyamadığımdan üzgünüm. Kendilerine selâm ve sevgilerimin iletilmesini rica ederim.” demiştir.
İSMAİL HAKKI DURUSU, BANDIRMA VAPURUNUN KAPTANIYDI

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ve arkadaşlarını Bandırma Vapuru ile Samsun’a götüren Kayserili Kaptan İsmail Hakkı Durusu idi.
İsmail Hakkı Durusu, Kayseri Zincidere doğumlu… Hakkı Kaptan, hicri 1287 (miladi 1871) de Zincidere’de doğmuştu. İsmail Hakkı Kaptanın soy kütüğünü araştıran Zincirdere Belediye Başkanı Mustafa Aksu, Kaptanın Zincidereli Posluoğlu Ailesine mensup olduğunu Osmanlı kayıtlarından bulmuştur. Babasının adı Hacı Ahmet, annesinin adı da Hatice… Zincidere’de İslam Mahallesinde oturmakta imişler. Başkan Aksu ile Zincidere’de Irmak sokakta bulunan bu viran evi de görme şansımız oldu. Lakin evden sadece birkaç temel kazıntısı kalmış geriye.
Başkan Aksu, elindeki Osmanlıca belgeyi yeminli tercüman Kadir Abdüsselamoğlu’na okutmuş ve Talas Nüfus Müdürü Fevzi Küçükoğuzsoylu da tasdik ettirmiş.

KAYSERİLİ İSMAİL HAKKI KAPTAN, KAYSERİ VAPURU’NDA DENİZCİLİĞE BAŞLAMIŞ

İsmail Hakkı Kaptanın babası Hacı Ahmet de denizci ve aynı zamanda kaptan imiş. İsmail Hakkı, 1891’de Heybeliada Mekteb-i Funun-u Bahriye-yi Şahane’ye (Denizcilik Okulu) bağlı olan Tüccar Kaptan Mektebi’nden mezun olmuş. 1892 yılında Kayseri Vapurunda stajyer kaptan olarak göreve başlamış. Çeşitli gemilerde zabitlik (subaylık) yaptıktan sonra 01.04.1915’te Osmanlı Seyri Sefain İdaresi’nin “Doğan” vapuru kaptanlığına atanmış.
İsmail Hakkı Durusu, 01.05.1919’da Bandırma Vapurunun kaptanlığına atanarak Ulu Önder Atatürk’ün Milli Mücadeleyi başlatmasında katkısı olan kişilerden biri olmuştur.
1922 yılında emekli olmuştur.

İSMAİL HAKKI DURUSU’NUN ZİNCİDERE’DEKİ SECERESİ

İsmail Hakkı Kaptan’ın bilinen ilk dedesi Posluoğlu Ailesinden İbrahim’dir. Babası ise, Kaptan Hacı Ahmet’tir. Hacı Ahmet Kaptan’ın da Hasan isimli bir kardeşi varmış.
Hacı Ahmet Kaptan’ın da iki oğlu olmuştur. Birisi İsmail Hakkı (Durusu) diğeri de Aziz’dir. İsmail Hakkı Durusu’nun doğum tarihi 1871’dir.
İsmail Hakkı Durusu, Fatma Hanım’la evlenmiş ve bir kızları olmuş, başkaca evlatları olmamıştır. Kızının adı Safiye Ulugöl… Safiye Hanım’ın üç çocuğu olmuştur. Bunlar Prof.Dr.Lemi Ulugöl (1925 doğumlu ve 1985’te vefat etmiştir), Nejat Ulugöl ve Makine Mühendisi Bilgin Ulugöl’dür. Şu an İstanbul’da oturuyorlar.
1940 yılında vefat eden İsmail Hakkı Durusu’nu Feriköy Mezarlığına defnedildi. Eşi Fatma Hanım da 1947 yılında vefat etti ve aynı mezarlığa defnedildi.

İSMAİL HAKKI DURUSU, 19 MAYIS 1919’U ANLATIYOR

Atatürk’ü Samsun’a götüren Bandırma vapurunun kaptanı İsmail Hakkı Dursun’un o güne ait hatıratı da şunlardır:
“1919 tarihinde Bandırma Vapuru ile Atatürk’ü İstanbul’dan alıp Samsun’a götürdüğümüz sefere gerek hareketimizden evvel gerekse yolda şahit olduğum ahvalden hatırıma gelenler aşağıya yazdım:
Hareketimizden bir gün evvel Paşa beni idareden Harbiye’deki dairesine çağırtmıştı. Gittim ve kabul buyuruldum. Sureti hareketimize dair bir takım izahatte bulundular. Lazım gelen cevapları verdim. ertesi gün de öğle üzeri hareket edileceğini ve geminin hazır bulundurulmasını emir buyurdular. Filhakika o gün zevalde gemiyi teşrif ettiler. Kontrol heyeti geldi. Hemen hareket edebileceğimizi söylediler. derhal hareket ettik. Boğaz4dan çıkarken müthiş bir fırtınanın icrayı hüküm etmekte olduğunu gördük. Ne kadar şiddetli fırtına olursa olsun, yolumuz devama karar vermiştik. Maiyetlerindeki zevatı deniz tutuyor ve herkes birer birer kamaralarına yatıyorlardı. Maamafih Paşa bir köşeye dayanmış oturmakta ve kendilerinde fıtri bir haslet olan harikulbeşer metaneti kalbiyelerinin asarı olarak bilafütur ve daimi bir tefekkür içerisinde bulunmakta idiler. Son hızımız olan yedi mil ile Karadeniz’in biaman dalgaları arasında yuvarlana yuvarlana İnebolu ve Sinop’a uğrayarak bin türlü müşkülat içerisinde bir gün şafak vakti Samsun’a vardık. Ondan sonra vukua gelşen halatı kendileri daha iyi bilirler. On dokuz sene sonra o mesut seferimizi bu kadar hatırlayabildim.
İşte Bandırma Vapuru süvarisi İsmail Hakkı Durusu bunları anlatmıştır.
Kaptan’ın ailesi:
Kaptan İsmail Hakkı Durusu’nun kızı ve torunlarını gösteren bu fotoğraf yaklaşık 50 yıl önce çekilmiş. Solda Kaptan’ın eşi Fatma Durusu, onun yanında kızı Safiye Ulugöl yer alıyor. Arkada ayakta Duran büyük torun Lami, öndeki çocuk ise anılarını anlatan Nejat Ulugöl.(Bu fotoğraf ailesinin izniyle yayınlanmaktadır)

ATATÜRK İKİ DEFA İSMAİL HAKKI KAPTAN’I YANINA ÇAĞIRMIŞ

Atatürk, İsmail Hakkı Kaptan’ı unutmamıştır. Atatürk, 1 Temmuz 1927’de Cumhuriyet’in ilanından sonra ilk kez İstanbul’a ayak bastığında Bandırma Vapuru’nun kaptanı İsmail Hakkı Bey’i Dolmabahçe Sarayına çağırtmıştır. İsmail Hakkı Bey, Atatürk’ün bu davetine icabet etmemiş, gerekçesini de bu hizmetine karşılık para veya ihsan istediğinin zannedilmesinden endişe duyduğunu belirterek anlatmıştır. İstanbul’da zor ekonomik koşullar içerisinde yaşayan İsmail Hakkı Bey, Atatürk’ün ikinci davetinde ise hasta olduğu olduğu için bu davete katılamamıştır.

İSMAİL HAKKI KAPTAN, EFENDİ KAPTAN LAKABIYLA BİLİNİRDİ

Kaptan’ın torunu Nejat Ulugöl, dedesinin çok yumuşak huylu, ailesine çok düşkün, mütevazı bir kişiliği olduğunu anlatıyor. Denizcilik Camiasında “Efendi Kaptan” olarak anıldığını söylüyor. “Sigara, içki kullanmaz, kahvehaneye gitmez, kendisinden bahsetmeyi sevmezdi” diyor. İsmail Hakkı Durusu, bu sade hayatını devam ettirmiş ve Kasımpaşa’daki ahşap evinde kanarya ve çiçeklerle uğraşarak hayatının son demlerini geçirmiştir.

BANDIRMA VAPURU’NUN PUSULASI’NIN BOZUK OLDUĞU DOĞRU DEĞİL…
İsmail Hakkı Durusu’nun akrabası Eğitimci-Yazar Orhan Karadeniz’den bazı tarih kitaplarında geçen yanlış bilgilerin düzeltilmesini istediği de ortaya çıktı. 15.11.1998 tarihli Milliyet Gazetesi’nde “79 Yıllık Ayıptan Kurtuluyoruz” başlıklı araştırmada bu konu dile getirilmişti.
Kaptan’ın açıkladığı tarihi gerçekler nelerdi:

1. Atatürk’le ilk kez Bandırma Vapuru’nda değil, Atatürk’ün Şişli’deki evinde buluşmuşlardı. Atatürk’ün verdiği bilgiler doğrultusunda rotayı bizzat kendisi hazırlamıştı.
2. İsmail Hakkı Bey, Bandırma Vapuru’nun eski bir gemi olduğunu, lakin iddia edildiği gibi pusulasız ve paraketesiz (geminin hızını ölçen alet) olduğuna bilgilerin yanlış olduğunu defalarca açıklamış. Hatta Bandırma Vapuru’nda birden fazla pusulaları varmış.
3. İsmail Hakkı Durusu’nun ilk kez Karadeniz’e açıldığı da doğru değilmiş. Torunu Necdet Ulugöl, bu konuya şu açıklığı getiriyor:
“Kaptan’ın 1919’dan önce 5 yıl Karadeniz’e sefer yaptığını birileri göz ardı etmiştir. Mesleğinde 30 yılı doldurmuş ve Hindistan’a kadar gitmiş bir kaptan, nasıl olur da “Karadeniz’e ilk kez açılıyordu” diye takdim edilir, anlamak imkansız.”

4. Atatürk, Vapura Kız Kulesi açıklarında binmiş. Atatürk, Beşiktaş’ta Askeri Yollama Müdürü Sadullah Bey tarafından motorla Bandırmayı karşılamaya gitmiş. Çünkü Vapur, Sirkeci’de İngilizler tarafından sıkı kontrolden geçirilmiş. Atatürk vapura, Kız Kulesi açıklarında binmiş. İngilizler geminin peşine düşmüşler. Kaptan, herhangi bir durumda karaya çıkma imkanı yaratmak için kıyıdan kıyıya gitmiş ve izini kaybettirmiş.

İSMAİL HAKKI DURUSU’NUN ADI BİR VAPURA VERİLDİ

19 Mayıs 1999 tarihli Hürriyet Gazetesinde yer alan bir haber, “Hakkı Kaptan’a vefa” başlığını taşıyor. Bu habere göre, Türkiye Denizcilik İşletmeleri, “Karşıyaka” adlı şehir hatları vapuruna, Mustafa Kemal Atatürk’ü Samsun’a götüren Bandırma Vapurunun kaptanı “İsmail Hakkı Durusu”nun adını vermiş.

PEKİ KAYSERİ, İSMAİL HAKKI DURUSU’YU UNUTACAK MI?

İsmail Hakkı Durusu ile ilgili ilk mülakat 19.05.1937 tarihinde Ulus Gazetesinde yapılmış. Daha sonra Milliyet ve Hürriyet gazeteleri bu konuyu işlemişler ve gündeme taşımışlar. Hatta Milliyet gazetesi İsmail Hakkı Durusu’nun adının Türkiye Denizcilik İşletmesine ait bir gemiye verilmesinde önemli bir rol üstlenmiş. Bu gazetelerin haberleri 1998, 1999 ve 2000 yılının tarihlerini taşıyor. Peki bu konuda Kayseri’de neler olmuş? Hiçbir şey olmamış. Bir yaprak bile kımıldamamış.

ARTIK İSMAİL HAKKI DURUSU, HER 19 MAYIS’TA DOĞDUĞU YERDE ANILACAK

Evet, bu 19 Mayıs kutlamaları Kayseri’de bir başka olaya da vesile olacak. O da Zincidere kasabasında yapılacak olan Bandırma Vapurunun Kaptanı İsmail Hakkı Durusu’yu anma programıdır. Bundan sonra Zincidere Kasabası, “unutulmaz kaptan”ı hep gündemde tutacak. Onun hayat hikayesini hazırlayacak ve fotoğraflarını arşivleyecek.

BANDIRMA VAPURU BU KEZ ZİNCİDERE’DE YÜZECEK

Temsili olarak yapılan Bandırma Vapuru, Zincidere’deki anma programında bu kez eller üzerinde yüzecek. Kaptan İsmail Hakkı Bey’in doğduğu ev düzenlenecek ve ileride bir müze haline getirilecek.
Zincidere gibi, Ulu Önder Atatürk’ü 150 atlı ile karşılayan, Milli Mücadeleye büyük destek vermiş olan bu beldemiz, aynı zamanda yetiştirdiği ustalarla da Anıtkabir’in yapımında büyük emekler harcamıştı. Anıtkabir’e Koramaz dağından taşlar kesilip götürülürken Zincidereli Ustalar Abdullah Oğuz, Nafiz Öztürk, Muammer Çağlar, Hacı Yüksel, Hacı Ali Şen, Arif Özen de emeklerini harcamış ve Anıtkabir’in inşasına katkıda bulunmuşlardı.

Bir Cevap to “Atatürk’ün Kayserili Kaptanı (İsmail Hakkı Durusu)”

  1. EMİNE PİŞİREN
    Haziran 10th, 2008 23:27

    Burhanettin Hocam,

    Bir Kayserili olan ben bunu yeni öğrendim…Meğer kısacık yaşamında sevgili Atatürk’ümüzü kimler nasıl tanımış…Tarih kitaplarında bize bu anıları, bizlere anlatsalar ya…”Milli duygularımızı” besler büyütürüz…Yurdumun insanının canını çekinmeden verdiği şehitlerimizin öyle çok hatırası var ki…

    Değerli hocam;

    Aşağıda aktaracağım yazıyı sizle paylaşmaktan onur duyarım…Madem ATATÜRK’ÜMÜZÜ SAYFANIZDA yazmış ve detaylarıyla sahip çıkmışsınız, sizde ona gönül verenlerdensiniz hocam…Bu GERÇEĞİ bilmek sizin de hakkınız…

    Atatürk’ün “tescilli” akrabası olan bu insan, İstanbul’da Darulaceze Huzur Evinden 2000YTL. borcu var diye 68 yaşında emekli öğretmen sokağa atılacakmış…Gerek yazı yazdığım gazeteye ve gerekse hikayeler net sitesinde bu konuyu yazdım ve ÖZ MÜ ÖZ ATATÜRKÜN YEĞENİNİN FOTOĞRAFINI DAHİ YAYINLADIM..

    ATATÜRK tüm mirasını T.C ‘ne miras bırakmadı mı?..Bir yeğenine mi sahip çıkamayacak?..Hocam her yere başvuran arkadaşımız Hafize Hanaylı Yazar Genel Kurmaya bile baş vurmuş netice alamamış… Belki siz bir şey yaparsınız…

    “…Mustafa Kemal Atatürk. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu. Ölümünün üzerinden tam 59 yıl geçmesine rağmen cumhuriyet tarihimizin en önemli insanının ailesi ve soyu hakkında yeterli araştırma yapılmadığı ortada. Bu da birtakım insanların, Atatürk’ün ailesi ve nesebi hakkında olmadık laflar etmesine, senaryolar üretip kafa karıştırmalarına yarıyor.

    Balıkesir’de yaşayan Halil Salihoğlu, Atütürk’ün yeğeni. Kendisi İskeçe göçmeni. İspatlanmış soy ağacıyla, Atatürk’le akrabalıklarına ve Atatürk’ün ailesine dair önemli ipuçları veriyor.

    İskeçe’de 1940’ta doğan Salihoğlu, ilkokulu orada okumuş. Ardından Türkiye’nin açtığı parasız yatılı imtihanlarına girerek Türkiye’ye gelip Manisa Lisesi’nde okumuş. İskeçe’ye dönüp Merkez Türk İlkokulu’nda iki yıl öğretmenlik yapmış ama Yunanistan’ın baskısıyla 1960’ta ailesini bırakıp İstanbul’a gelmiş. Evli ve iki çocuk sahibi. Şimdi Balıkesir’de yaşıyor.

    Salihoğlu, elindeki belgelere dayanarak, kendisinin Atatürk’ün 5. derecede ve şu an hayatta bulunan ispatlanmış tek akrabası olduğunu söylüyor. Elindeki vesikaların ciddiyeti su götürmez bir gerçek. Salihoğlu ailesi İskeçe’de yaşayan Türklerden. İskeçeli Salih ve Nebiye’nin evliliğinden üç çocuk dünyaya gelmiş, büyük kardeş Halil Salihoğlu Türkiye’de bulunmasına rağmen ikisi hâlâ Yunanistan vatandaşı. Halil Salihoğlu’nun araştırması annesi Nebiye Hanım’ın 1958 yılında kendilerinin Atatürk’ün akrabası olduklarını söylemesi ile başlamış. Aile Yunan hükümetinin tavırları ve Atatürk’e olan düşmanlıklarından dolayı akrabalıklarını gizlemiş. Hatta çocuklarına bile söylememişler. Halil Salihoğlu ancak 18 yaşına geldiğinde annesinden Atütürk’le akraba olduklarını öğrenmiş. Ancak bunu gizli tutmasını tembihlemeyi de ihmal etmemiş annesi.

    Türkiye’ye göç ettikten sonra İstanbul’a gelerek serbest muhasebecilikle uğraşan Halil Salihoğlu’nun şimdiki uğraşı Atatürk’ün akrabası olduğunu resmen de ispatlamak. Atatürk’ün akrabası olduğunu belgelerle ispatladığını ancak, resmiyette hiç kimsenin kendisine yardımcı olmadığını söyleyen Salihoğlu, “Ben Atatürk’ün baba soyundan geliyorum. Şu anda Kültür Bakanlığı belgeyi inceliyor. Bunu yılların araştırması sonucu, şecereleri incelemem sonucu söylüyorum. Belgelerim var. Bu konuda Atatürkçü düşünce derneklerine gittim, ancak yardım etmediler” diyor.

    Firari Ahmet

    Efendi’nin torunu

    Atatürk’le akrabalık bağını sıra şeceresi takip ederek şöyle anlatıyor Salihoğlu: “Firari Ahmed Efendi’nin Selanik’te Ayşe Hanım’la (birinci evliliği) yaptığı evlilikten Hatice, Ali Rıza ve Mustafa isminde üç evlatları dünyaya geliyor. Firari Ahmet Efendi’den öncesi hakkında bilgiye ulaşamadım. Mustafa ve Hatice çok küçük yaşta ölürken, hayatta kalan Ali Rıza Efendi’nin yine Selanik’te Zübey’de Hanımla yaptığı evlilikten, Mustafa, Makbule, Naciye, Ahmet, Ömer, Fatma isminde 6 çocuğu oluyor. Mustafa ve Makbule hariç diğer dört kardeş çok küçük yaşta hayatlarını kaybediyorlar. Mustafa Kemal’in ise Latife Hanım’la yapmış olduğu evlilikten çocukları dünyaya gelmiyor.”

    Firari Ahmet Efendi 6 Mayıs 1876 tarihinde Sultan Abdülaziz’i tahttan indirmek amacıyla Balkanlar`da başlayan aleyhte protesto olaylarına karıştığı için, dönemin padişahı Sultan Abdülaziz tarafından hakkında bir idam fermanı çıkartılır. O da Makedonya dağlarına kaçar ve dağda adı “Firari”ye çıkana kadar, tam 7 yıl yaşar.

    Dağdaki hayatının üç veya dördüncü senesinde köylüler tarafından Nefise Hanım ile evlendirilir. Bu, ilk evliliğinden yıllar sonradır ve Atatürk—Salihoğlu akrabalığına giden yolun açılması manasına da gelmektedir. Nefise Hanım “Firari”ye Mehmet Çavuş adında bir çocuk verir. Mehmet Çavuş Ayşe Hanım’la evlenir ve Necibe isimli kızları olur. Necibe, Makedonya’yı Batı Trakya’dan ayıran Karasu nehrinin doğu yakasındaki İskeçe’nin Kireççiler köyünden Halil`e (Arabacı Bekir Ağanın Halil) eş olur. Bu evlilikten de Nebiye ve Bekir diye iki çocukları dünyaya gelir. Bekir 28 yaşında hayata veda ederken Nebiye’nin aynı köyden Ahmedin Salih ile evliliğinden Halil Salihoğlu ve iki kardeşi dünyaya gelir.

    Atatürk sözde değil özde

    Konu Atatürk olunca, yeğen Salihoğlu’nun bu konuda iki çift lafı oluyor tabii. Atatürkçüyüm diyenlerin çoğunu samimi bulmuyor Salihoğlu ve “Onlara acıyorum” diyor. Salihoğlu Atatürkçülüğün, sözle değil, ancak öz’le, onun yolunda gitmekle yaşanabileceğini belirtip “Atütürk başımızın şıkıştığı zaman sığınılacak birşey değildir. Onun çizdiği çağdaş, hoşgörülü bir yolda gitmektir. Atatürkçü –Atatürkçü olmayanlar diye bir ayırım yapılıyor. Bu son derece yanlıştır. Türkiye`deki 65 milyon insan Atatürkçüdür, böyle bir ayırıma gerek yoktur. Sol fraksiyonların “o sadece bizimdir” demeleri yanlıştır, hiç buna sığınmasınlar. Atatürk bağımsızlık, özgürlük timsali bir insandır. Atatürkçüyüm diye bağıranların kapısına gittim, o arkasına sığındıkları insanın şeceresinin açığa çıkması için bir yardımda bulunmadılar” şeklinde konuşuyor.

    “Bir elimde Kur’an bir elimde anayasa”

    Kimilerinin Atatürk’ü din düşmanı olarak göstermeleri konusunda Salihoğlu bakın ne diyor: “Atatürk din düşmanı değildi. Onu öyle göstermek ancak kasıtla olur. Ben de onun çizdiği yolda giden, ona sıkı sıkıya bağlı olan akrabası olarak her zaman yanımda Kuran–ı Kerim’i ve Anayasa’yı taşıyorum. Bunlardır bana yol gösterecek. Atatürk her kesimi kucaklamıştır. Meclis’i bile açtırırken önce Kuran–ı Kerim okutmuştur. Şimdi Atatürkçülük kavramının altına sığınarak gerçek Atatürkçü olmayanlar, milletimizi, dinsel ve fikirsel yönden bölmeye çalışıyorlar. Bu yanlıştır, bu Atatürkçülüğe ters düşer. Bu ülkede sağcılar da Atatürk’ü seviyor. Atatürkçüyüm diyen bazıları Atatürk’ü hep din düşmanı, dine karşı olan kişi olarak göstermeye çalıştılar. Atatürkçü olarak ortaya atılanların dine, diyanete karşı tavırlarını anlayamıyorum. Atatürk inançları bakımından dini bütün, dine saygılı, Kuran–ı Kerim’i insanlara tavsiye eden bir şahsiyetti.”

    Yunanlılardan korktuk

    Yunanlıların Atatürk’e karşı aşırı bir alerjilerinin olduğunu, bu yüzden orada Atatürk’ten bahsetmenin hayata malolabileceğini de vurgulayan Salihoğlu, “Yunanlılar Atatürk’ü sevmezlerdi. İsmini bile duymaya tahammül edemezlerdi. Yunanistandaki Türk halkı ise, onu çok seviyor, ancak kimse hakkında doğru düzgün pek birşey bilmiyor. Çünkü Atatürk ile ilgili birşey okumak son derece tehlikeliydi” diyor.

    Salihoğlu kendilerinin Atatürk’ün akrabası olduklarının yıllarca gizlendiğine dikkat çekerken de şunları söylüyor: “Ben küçük yaşta Atatürk’ün akrabası olduğumuzu bilmiyordum. Lisede arkadaşlarım benim Atatürk’e benzediğimi söylüyorlardı. Ben de bir yaz tatilinde İskeçe’ye gitiğimde anneme bunu söyledim. Annem de küçük kardeşlerime söylememem ve gizli tutamam şartıyla bana bizim Atatürk’ün akrabası olduğumuzu söyledi. O zaman 18 yaşındaydım. Annem bana biz ölünce sen eğer anavatanda olursan o zaman bunu açıklarsın dedi. Ben de yıllarca bunu gizledim. Çünkü bunun bilinmesi Salihoğlu ailesinin Yunanlılar tarafından yok edilmesi demekti. Şimdi annem ve babam hayatta değil, kardeşlerim var. Ama onların isimlerini söyleyemeyeceğim.”

    Burhanettin Hocam, paylaşımınız için ve yüce Türk Milletine Emanet olan bu insana sahip çıkalım…Fotoğrafında o kadar çok ATATÜRK’E benziyor ki…

    Saygılarımla

    Emine Pişiren/Edremit/Akçay

    KAYNAK: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=17730

Yorum Yazın


Google


Sponsorlar

 

Kasım 2008
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Haz    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Son Yorumlar