Category: Yazılarım

Ağırlıklı olarak, Türkiye kültür ürünü ihraç eden bir ülke değil kültür ürünü ithal eden bir ülkedir. Kültür politikası “kültür ürünü ihracı” üzerine kurulmalıdır.

Noel görkemlidir… Noel baba, geyikler, süslü çam ağaçları ve hediyelerle küçük çocukları karlarla kaplı büyülü bir masal ülkesine götürür. Güney yarımküredekileri bile…

Noel bu “görkem farkını” sürdürdüğü için bugün yılbaşı kutlamaları adı altında kendini kabul ettirmiş ve milyar dolarlarla ifade edilen bir sektör haline gelmiştir.

Her kültür alanının buna benzer zayıf noktaları vardır. Bu noktaların çokluğu “genel kültürel entropi”yi arttırır. Bu noktalarda güçlü olan zayıf olanı dönüştürür. Zaten kültür, etkileşim demektir.

Öncelikle insanların yeni yıl kutlamalarından gocunmam, bu ülkede insanlar istedikleri şeyi kutlasınlar.
Hıristiyan vatandaşlarımız dini vecibelerinin icabını yapıyorlarsa onlara da eyvallah derim, inançlarını diledikleri gibi yaşamaları adına sevinirim.
Ben sadece bizim Ahmetlere, Mustafalara, Ayşelere üzülüyorum. » Read the rest of the entry..

nonstop-kayseri-ilk-sayi.jpg“KAYSERİ, SPORUN BAŞKENTİ OLACAK”
Nonstop Kayseri dergisinin ilk sayısında Kayseri’de yeni stadyum, otogar ve kongre merkezi gibi pek çok önemli projenin mimarı olan Bahadır Kul ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. “Kayseri sporun başkenti olacak” manşetiyle sunulan röportajda Bahadır Kul’un “Kent çok farklı bir sosyal yapıya dönüşecek, bunu henüz pek kimse hayal edemiyor” cümlesini okuyunca ben de acaba Kayseri’nin geleceği nasıl olacak, hayalimizdeki Kayseri nasıl bir yer olmalı bahsini açmaya karar verdim. » Read the rest of the entry..

nonstop-kayseri-ilk-sayi.jpgBenim de yazarlığını yaptığım, yazılarımla ve fotoğraflarımla destek verdiğim Kayseri’nin aktivite ve sosyal yaşam dergisi nonstop KAYSERİ dergisi Ağustos 2008′de yayın hayatına 10 bin baskıyla “merhaba” dedi.
Dergi kapağına taşıdığı “Kayseri kabuğunu kırıyor” başlığı ve bu başlığı tamamlayan ortadan kabuğu kırılan bir yumurta çizimi ile Kayseri’nin durumuna kısa ve öz bir yorum getirmiş oluyor. Aslında temel mesaj da bu… Değişen Kayseri’yi göstermek… Kabuğunu yırtan Kayseri’nin yeni çehresinin nasıl oluşacağına tanıklık etmek…
Derginin Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü, kıymetli arkadaşım Mahmut Özsaraç “Bir kıvılcım yeter” başlığı ile yazdığı yazıda “Kayseri’de hayatın içinde var olan daha çok şeyi bilmek, daha çok şeyi öğrenmek ve keşfetmek isteyenlere…” sunduğu dergide derginin adını da gündeme taşımış ve “nonstop”un TDK’nın sözlüğüne girmiş bir kelime olduğunu ve “durmaksızın, sürekli” anlamına geldiğine değiniyor ve “Kayseri’de sosyal yaşamın hareketlenmekte olduğu şu dönemde aklımıza bundan daha güzel bir isim gelmedi” diyor. » Read the rest of the entry..

danis-ali-bey-camii.jpgBüyük Bürüngüz Kasabasında iki tarihi camii vardır. Bunlar: Dulkadirli Beylerinden Alaüddevle Bozkurt Bey’in yaptırdığı Alaüddevle Camiidir, diğeri de Daniş Ali Bey’in yaptırdığı Daniş Ali Bey Camiidir.

İki caminin de birbirine benzer tarafları vardır. Alaüddevle Camiinin girişinde Alaüddevle Bozkurt Bey’in mezarı bulunurken Daniş Ali Bey Caminin içinde de Daniş Ali Bey ve Şefika Hatun’un mezarları bulunmaktadır. Maalesef bütün bu mezar taşlarının kitabesi bulunmadığı için yazdıklarımız hep büyüklerimizin anlattıkları ile sınırlı kalacaktır. Lakin büyüklerimiz kendi kasabalarındaki bir bilgiyi bunca sene saklayıp bu isimleri unutmadıklarına göre, bu iki caminin de tarihi temelleri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Daniş Ali Bey Camii demişler. Mesela kimdir bu Daniş Ali Bey diye tarih kitaplarını şöyle bir karıştıracak olsanız, acaba neler bulursunuz?

Daniş Ali Bey, Fatih Sultan Mehmet’in saltanattan feragat eden amcasının torunudur. Babaannesi Dulkadiroğullarından Emine Hatun’dur. Emine Hatun, Dulkadiroğullarının önemli beylerinden biri olan Nasureddin Mehmet Bey’in kızıdır. Nasureddin Mehmet Bey, Kayseri’ye Hatuniye Medresesini yaptırmış, Kayseri Kalesinin onarım işlerine de bakmış bir muhterem insandır. Emine Hatun, Osmanlı Sultanı Çelebi Mehmet’in de eşidir.

Sultan II.Murat tahta geçince Osmanlı geleneği gereğince kardeşlerini ortadan kaldırmış fakat son iki kardeşi Yusuf ve Mahmut çok küçük oldukları için kıyamayıp fetva gereği gözlerine mil çektirilmiştir. Yusuf Tokat’a, Mahmut da Dulkadirli Beyliğine bağlı bir sancak olan Kayseriyye’ye gönderilmiştir. Rivayet odur ki Emine Hatun ve oğlu Mahmut, havası güzel, suyu bol ve yemyeşil bir vadinin içinde olan Ulu Bürüngüz’e yerleşmişlerdir.

Mahmut Bey büyüyünce Danişmentli Sülalesinden Hızır kızı Şah Sultan Hanım’la evlendirilir. Şah Sultan Hanım’ın Kayseri’de ve Bursa’da birçok vakfının olduğu bilinmektedir. Şah Hatun, Samağırlıların Beyi, Hızır Bey’in kızı olup Eretna Emirlerinden Hacı İbrahim’in hanımıdır. Kayseri’de Pamuk Han diye bilinen ama önceleri Pembe Han diye adlandırılan Kapan Hanı onun eseridir. 1520 tarihli tapu tahrir defterinde kayıtlı vakıfların sahiplerinden olan Hızır kızı Şah Hatun olup Ulu Bürüngüz köyü vakıf malları arasındadır. İşte Daniş Ali Bey, Şah Sultan Hatun ile Mahmut Bey’in oğlu Osman’dan gelen torunudur. Mahmut Bey, Bursa’ya gidip gelirken zamanla Bursa’ya yerleşmiştir. Mahmut Bey’in oğlu Osman, onun oğlu Daniş Ali Bey ile eşi Şefika Hanım, Bürüngüz’de kalmışlardır.

Daniş Ali Bey’in dini bilgilerinin çok kuvvetli olduğu söylenmektedir. Bürüngüz’de ve Koramaz Nahiyesinin diğer yerleşim yerlerinde vaazlar verdiği ve bu tutumunun gayrimüslimleri rahatsız ettiği anlaşılıyor. Hatta kendi adına bir camii yaptırmak istediğinde gayrimüslimler camiye karşı çıkmışlar, Daniş Ali Bey de İstanbul üzerindeki nüfuzunu kullanarak yöredeki gayrimüslimlerin Kıbrıs’a sürgüne gönderilmesini sağlamıştır.

1579 yılında Ulu Bürüngüz’e kendi adıyla cami yaptırmayı başaran Daniş Ali Bey, vefatından sonra caminin iç bölümünde özel bir bölüme defnedilmiştir. Eşi Şefika Hatun’un mezarı da hemen yanındadır.

akcakaya-somuncu-baba-camii.jpgTalas’tan yukarı doğru tırmandığınız vakit, Reşadiye (Erciyes Kasabası), Zincidere derken Zincidere’nin mahallesi durumuna gelen eski Akçaya köyüne ulaşıyorsunuz. Burada Somuncu Baba’nın camii şerifi var. Asıl adı Şeyh Hamid-i Veli olan bu mübarek zât, aslen Akçakayalıdır. Cami, Somuncu Baba’nın tecride çekildiği mağaranın zerine yapılmış. Caminin iç bölümünde tecride çekildiği mağarayı  bugün de görmeniz mümkündür.

Akçakaya’da Somuncu Baba’nın efsanevi bir hayatı var. Rivayete göre, Somuncu Baba’nın Akçakaya’yı terkedişinin nedeni sırrının ifşâ olmasından dolayı imiş. Çobanlık yaparken hayvanlarla konuştuğunu fark eden komşuları bunu dilden dile anlatmaya başlayınca Somuncu Baba, Kayseri’den ayrılmayı daha uygun bulmuş. » Read the rest of the entry..

barsama-camii.jpgbarsama-camii-1.jpgFransız mimar, restoratör ve sanat tarihçisi Albert Gabriel 1926’da İstanbul’a geldi ve uzun yıllar Türkiye’de kaldı. İstanbul Üniversitesi’nde arkeoloji ve sanat tarihi dersleri verdi, İstanbul ve Anadolu’daki Osmanlı yapıtlarını inceledi. Fransız Arkeoloji Enstitüsü’nün kurulmasına öncülük etti, bu kurumun yöneticiliğini yaptı. Sanat tarihçilerimizin “Türk sanat tarihi araştırmalarının babası” diye adlandırdıkları Fransız ALBERT GABRIEL (1883-1972), Doğu Anadolumuzdan Konya’mıza, Bursa’mızdan Boğaziçi saraylarımıza kadar yüzlerce mimari eserimizin rölövesini çıkarmak için bir ömür boyu uğraştı. Gabriel’in Kayseri’de yaptığı çalışmalar “Kayseri Türk Anıtları” adıyla 1954 yılında yayınlandı. » Read the rest of the entry..

baskani-ziyaret.jpgTiyatro Festivali için sağ olsunlar Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nden başta Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Oktay Durukan olmak üzere birçok yetkili ile bir araya gelmiştik ama Başan Özhaseki ile bu çerçevede bir araya gelmek kısmet olmamıştı. Yönetmenler olarak bir araya gelmiş ve randevu talep etmiştik Başkan’dan. Geçtiğimiz Cuma günü talebimize olumlu cevap aldık, Cuma günü saat 12.00’ye randevu verilmişti. Biz de çiçeğimizi yaptırıp huzura çıkmaya hazırdık ama acaba Cuma namazı öncesi, şöyle bir yarım elma, gönül alma ile geçiştirilecek miydik diye düşünürken tam tersi oldu. Başkan Bey, kullanacağı vakti fazlasıyla bizim lehimize kullanarak başta tiyatro festivali olmak üzere şehrin kültür ve sanat yönünü oldukça öne çıkardı. Kayseri Kalesi’nin kültür merkezi olmasından tutun da tiyatro festivalinde yapılması gereken yenilikler neler olabilire kadar konu açıldı.

» Read the rest of the entry..

Yıllardır mutluluğu mala, mülke ve ihtiyaçlara endeksledik durduk.

-Hele bir evim olsun o zaman…

-Arabayı bir aldık mı gel keyfim gel!

-Şu para bir çıksa, bak neler oluyor o zaman.

-Tatil bir gelsin, ayaklarım yerden kesilecek.

Evler, arabalar alındı. Parasız günler, paralı günlere döndü. Sınavlar bitti, tatil döndü ama ey mutluluk sen nerdesin?

Maddeyle alakalı görülen mutluluklar gelip geçici… İnsan, maddeye karşı doyumsuzluk gösteriyor. Halbuki mutluluk, -mal, canın yongası olmasına rağmen- gücünü maddeden almıyor. Ev, araba, eşya, madde bir noktaya kadar önem taşıyor. Sadece karın doyurmaya, gösterişe ve süse dayandırılan mutluluk, aslında mutluluk bile sayılamaz.

» Read the rest of the entry..

seyit-burhanettin-akbas.jpgİnşallah tarih kitaplarında okuduğum şeyler doğrudur. İnşallah, insanların güzel örnekler yaşadıkları altın devirler vardır. Çünkü bu hayal kırıklığı, bu bitiş, idealizmin çöküş çağında maddenin inanılmaz zaferiyle sonuçlanmış gözüküyor. Üç beş kuruş dünyalıklarını alanların sesi soluğu kesiliyor. Nazar olmasın diye malını, mülkünü, parasını gizleyenler; zekât köprüsünden zıplayarak mı çıkacaklar acaba? Her şey bir köşeyi kapmak içinmiş. Her şey biraz daha dünyalık kapmak içinmiş. Dünyanın asıl anlamı buymuş. Mevlana’nın köpek hikâyesindeki gibi… Bugün dostça oynayan köpekler, önlerine bir kemik atıldığında birbirlerine karşı en vahşi yüzlerini gösteriveriyorlar. Avını öldürmek için işbirliği yapan akbabalar, leşin başına üşüşünce birbirlerini tepelemekten geri durmuyorlar.

» Read the rest of the entry..

yonetmenler-sburhanettin-akbas-ebru-horoz.jpgTiyatro Festivaliyle ilgili düşüncelerimi yazmadan önce benim tiyatro ile ilgimi biraz anlatmak istiyorum. Aslında bugüne kadar birkaç tiyatro denemem olmuştu ama gerçeği söylemem gerekirse bunlar çoğunlukla seyirlik oyunları andıran şeylerdi ve hepsi  de geçmiş yıllarda kalmıştı, büyük ihtimal ki hafızalardan silinmişti.

Şehrimizde iki yıldır tiyatro festivali yapılıyordu ve ben yönetmen olara herhangi bir oyunla festivale katılmamıştım. Bu yıl bütün cesaretimi toplayıp Reşat Nuri Güntekin’in “İstiklal” isimli oyunu ile işe koyuldum. Aslında koyulduk demeliydim; çünkü oyunu kıymetli arkadaşım Ebru Horoz ile birlikte hazırladık ve uzun bir süre çalıştık. Öncelikle 7 ayı aşkın bir süredir geçen hazırlık çalışmalarını kimsenin göz ardı etmemesini isterim. Tiyatro zahmetli  bir sanat… Kostüm, dekor ve makyaj başlı başına bir uzmanlık istiyor. Burada da sağ olsun, kıymetli arkadaşım Mine Uçan devreye girdiler ve çocuklarımıza harika kostümler hazırladılar ve makyaj da mükemmeldi.

  » Read the rest of the entry..