(Bu Bilgileri elde etmemizde bize yardımcı olan Sayın Hüseyin CÖMERT’ e Teşekkür ederiz.)
1844 GÜLLÜVİRAN KÖYÜ RESMİ NÜFUS SAYIMI
Bilirkişiler; İmam Mehmet efendi, Muhtar Kürtoğlu Mehmet, Veisoğlu Mehmet, Küçük sipahi Mehmet ağa,
Hane 1
Kürtoğlu
Çiftçi, Mehmet bin Bekir 50, oğlu Osman 19 (Asakir i nizamı şahane de),oğlu Ali 30, kardeşi çiftçi, Muslu 45, kardeşi Hasan 35, oğlu Hasan 1, Babası Abdullah 90,
Hane 2
Davutoğlu
Çiftçi, Davut bin Selahattin 65, oğlu Mehmet 24
Hane 3
Davutoğlu
Çiftçi, Mustafa bin Davut, oğlu Abdullah 4, Oğlu Davut 3
Hane 4
Veisoğlu
Çiftçi, Ahmet bin Ahmet 64, oğlu Mehmet 45, oğlu Ali 30, torunu Mustafa bin Mehmet 10, torunu Ahmet 25,torunu Himmet 7, torunu İbrahim 5 torunu Ali 2
Hane 5
Maksutoğlu
Çiftçi, Bekir bin Ahmet 45, oğlu Mustafa 8, oğlu Ali 4, oğlu Ahmet 3
Hane 6
Bektaşoğlu
İhtiyar Mehmet ali bin Mehmet 85, oğlu Ali 40, oğlu Ahmet 18, torunu Süleyman 8, torunu Mehmet 5
Hane 7
Kadıoğlu
İhtiyar Yusuf bin hasan 65, oğlu Mahmut 29, torunu Mehmet 2, torunu Kadir 2
Hane 8
İmamoğlu
Çiftçi, Hasan bin Mehmet 45,(kardeşi İsmail 40,Şıhbarak köyüne nakil) oğlu Halil 6 oğlu ali 2
Hane 9
Duranoğlu
Çiftçi, Hasan bin Mehmet 44, oğulluğu Mehmet bin hasan 28
Hane 10
Aşıkoğlu
Mustafa bin Mehmet 12
Hane 11
Aşıkoğlu
Hüseyin bin ömer 40
Hane 12
Hasanoğlu
Çiftçi, Hasan bin Hasan 65, oğlu Şaban 8, oğlu Mehmet 9, yeğeni Hasan 5
Hane 13
Haviroğlu
Çiftçi, osman bin Mustafa 40, oğlu Mustafa 6, oğlu Mehmet 4
Hane 14
İmamoğlu
Çiftçi, Süleyman bin Mahmut 40, oğlu Mehmet 8
Hane 15
İmamoğlu
Çiftçi, Emin bin Abdullah 30, kardeşi Osman 35, oğlu Ali 15, oğlu Abdullah 13
Hane 16
Çiftçi, İbrahim bin Abdullah 55, oğlu Abdullah 18, oğlu Mehmet 12, oğlu Hasan 5
Hane 17
Fatişoğlu
Çiftçi, Osman bin Mustafa 30, kardeşi İsmail 25
Hane 18
Davutoğlu
Mehmet bin Mehmet 45 (Tımarlı süvari Nizamı şahane de) oğlu mükremin 25, kardeşi Davut 35 (Tımarlı süvari Nizamı şahane de) oğlu Salih 12
Dulkadiroğullarının köyü olan Güllüviran (Gülveren)de, bu aile köyün kurucusudur ve Dulkadiroğlu Davut Bey’den dolayı Davutoğulları lakabını almıştır ve listede Tımarlı Sipahi Alaybeyi kolunun sayımda Tımarlı Süvari Asakir-i Nizamı Şahane ünvanı ile anıldığı görülmektedir.
Hane 19
Davutoğlu
Çiftçi, Mehmet bin Osman 60 (Tımarlı süvari Nizam ı şahane de) oğlu Osman 6, yeğeni şaban 30 (Tımarlı süvari Nizamı şahane de)
Hane 20
Davutoğlu-Sipahioğlu (İsbaoğlu)
Halil bin hasan 40 (Tımarlı süvari Nizamı şahane de),oğlu Ali 7, oğlu Mehmet 2,oğlu Hasan 1
Hane 21
Veisoğlu
Çiftçi, Ali baz bin Mehmet 45, oğlu Memiş 16, oğlu Hasan 9, oğlu Ali 2
Hane 22
Veisoğlu
Çiftçi, kara Ömer bin Mehmet 50, oğlu Mehmet 35, oğlu Osman 19 (ba kadim i asker),
Oğlu Alibaz 15,
Hane 23
Köseoğlu
Çiftçi, Ahmet bin Bekir 62, oğlu Durmuş (ba kadim i asker), oğlu İsmail 17
Hane 24
Salihoğlu
Çiftçi, Osman bin Yusuf 35, oğlu Mustafa 8 (Süleymanlıya nakil)
Hane 25
Cırcıroğlu
Çiftçi, Ali bin Hasan 55, oğlu Hamza 17
Hane 26
Veisoğlu
Çiftçi, Mehmet efendi bin veis 40, oğlu Sadık 12, oğlu İsmail 7, oğlu Ömer 5
Hane 27
Mollahasanoğlu
Osman bin Süleyman, ( pederi Kamber de)
burhanettinakbas
Haziran 21st, 2008 18:09
DULKADİRLİ SİPAHİLERİNİN KÖYÜ: GÜLVEREN
Kıymetli Dostum Hakan Türker Dulkadiroğlu ile geçen hafta Tomarza’nın Gülveren köyüne gittik. Köyde Gül Baba türbesi var. Aslında Gül Baba adını taşıyan yurdumuzun dört bir yanında hatta Macaristan’da dahi türbeler var. Nedir Gülveren’deki Gül Baba’nın sırrı? Aslında köydeki Gül Baba türbesi çok yakın zamanlarda inşa edilmiş. Yani türbenin tarihi bir yönü yok. Ancak, türbe yapılmazdan evvel halk bu tepeye “Evliya” adını veriyormuş. 20-25 yıl öncesine kadar köyden birileri çıkıp da bu tepeye neden evliya diyorlar, bu işin hikmeti nedir dememiş. Hatta burada bazı aileler hayvan gübresini serip kışlıklarını türbenin olduğu yerde hazırlıyorlarmış. Bir gün türbenin yakınında oturan bir kişiye bir rüya malum olmuş. Bu rüyada türbede yatan zat, malum olduğu kişiye, bu hayvan gübresinin buradan alınmasını istemiş. Köy halkına bu rüya anlatıldığında adama evliyanın yattığı yeri sormuş köylüler. Adam da eliyle koymuş gibi, işte evliya şurada yatıyor demiş. Orayı açmışlar ki, bozulmamış bir erkek cesedi var. Yanında bir başka ceset daha varmış ama onun iskelet halinde durduğunu söylüyor köylüler.
Maraş Tahrir Defterinde köyün adı Güllü Viran şeklinde geçiyor. Bugünkü Gülveren adı, bu ismin zamanla değiştirilmiş biçimi. Peki ama Güllü Baba ya da Gül Baba adı nereden geliyor? Köyden bana nakledilen rivayet şöyledir: Köylüler buraya bir türbe yaptırmaya karar verdiklerinde ustalar türbede çalışmaya başlamışlar. Ustalar, zaman zaman mola verdiklerinde çay içerlermiş ve bardaklarını da türbenin içinde bırakır, bir gün sonra yeniden gelir, çalışırlarmış. Bir gün ustalar gelmişler ki türbenin içindeki bardaklar gül biçiminde kırılmış. Buna köylüler de şahit olmuşlar ve evliyanın adının Gül Baba olduğuna karar vermişler. Bazı köylüler ise, 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatına katılan bazı askerlerin Gülveren köyüne gelerek bu yatırı Kıbrıs’ta harp ederken gördüklerini ve “Baba, sen kimsin?” diye sorduklarında bu zatın, “Ben Gül Baba’yım, benim mezarım Tomarza’nın Gülveren köyündedir” şeklinde ifade ettiklerini söylüyorlar. Köylüler, onun türbesini yaptırarak üzerlerine düşeni yaptıklarına inanıyorlar.
Köyün mezarlığı da türbenin hemen yanındadır. Bir çoğu kitabesiz olan ve 19. yüzyılda yapılmış yakın dönem Osmanlı mezarlarının bulunduğunu gördüm. 1800’lerin başında yapılmış bir mezarda ise Sipahizade Mehmet adını okuyabildim. Aslında bu isim de oldukça ilginçtir. Köyde Sipahi adı “Ispâ” şeklinde kullanılıyor ve Sipahi adı zamanla böyle bir kısalmaya uğramış. Aynı şekilde Kayseri’deki Sipahi Çarşısının “Ispa Çarşısı” biçimine dönüşmesine benzer bir değişiklik gözüküyor. Hep söylüyorum, Zamantı bölgesi Dulkdirlilerin sipahilerinin yaşadığı köylerle doludur. Bugün Tomarza’nın, Bünyan’ın, Pınarbaşı’nın, Akkışla ve Sarıoğlan’ın köylerinde çok miktarda sipahi oturmakta idi. Bunlara Sipahi yahut da Eşkinci deniyordu. Bunlar önceleri Dulkadirli birliklerinde sonra da Osmanlı ordusunda savaşan askerlerdi. Eşkinci adı ise, sefere iştirak eden sipahilere verilen bir isimdi. Yörük ve Türkmen grupları arasında sayıca en fazla olanlar Eşkinci ve Yamaklardır. Bunlar için “ocak” tabiri de kullanılıyor. Fatih Kanunnamesinde belli sayıda bir aile ünitesinden oluşan bu ocaklarda 24 kişi bulunuyordu. Bunlardan biri Eşkinci, üçü Çatal ve yirmisi de Yamak oluyordu. Eşkinci, o yıl sefere katılandır; Çatal ise, o yıl nöbeti olmayan Eşkinciye verilen isimdir. Ertesi yıl, Çatallardan biri nöbete gider ve bir önceki yıl nöbet tutmuş olan Eşkinci, nöbeti bırakarak Çatal olurdu.
Ben, köydeki Ispâlar (Sipahi Oğlu) kabilesini görünce Dulkadirlilerin bu köye de sipahilerini yerleştirmiş olduklarını anladım. Bu aile, köklerinin Dulkadirlilerden geldiğini biliyordu. Hatta bu aileden bir büyüğün adı da “Zulkadir” idi. Demek ki, bu topraklarda bir zamanlar sipahiler vardı ve her yıl nöbeti olan sefere katılıyor; diğerleri ise kendilerine verilen arazilerde ekip biçiyorlardı. Zaten, bu köyün hemen yakınında Alaybeyli köyünün bulunması da çok ilginçtir. Çünkü, civar köylerde sipahiler oturduğuna göre bunların yöneticileri olan “Alay Beyi” de bu mıntıkada yerleşikti.
DAVUD BEY (SANCAK BEYİ)
1593 yılında Kayseri, Zamantu ve Köstere kazalarının Sancak Beyi olan Davut Bey’in varlığı her şeyi anlamamıza yardımcı olacak önemli bir bilgidir. Bugün Davut Bey’in soyundan gelen insanlara Sipahiler (ısbalar) denmesi, bu ailenin sadece Gülveren’de değil, Kayseri yöresinde önemli bir vazife gördüklerine işaret etmektedir. Davut Bey’in seceresi şöyledir:
Dulkadiroğlu Alaüddevle Bey
oğlu Şahruh Bey
oğlu Mirza Ali bey
oğlu Karahan Bey
oğlu Cafer Bey
oğlu Kayseri’ye gelen Davud Bey’dir. Şair Nef’i de Mirza Ali Bey’in diğer oğlu Sipahi Mehmed Bey in oğludur
Dulkadirli Beyliğinin bey soyundan gelen Davut Bey’in 16. yüzyılın sonlarında bölgede nüfuzunun devam ettiğini gösteren belgeler bulunmaktadır. Davut Bey’in çocukları arasında büyük bir bölümü Osmanlı devleti içerisinde sipahi olarak görevlerini sürdürmüşler, bir bölümü de Davut Bey’den kalan büyük bir arazinin işletilmesi görevini üstlenip ziraatle ve hayvancılıkla uğraşmışlardır.
Köyün Dulkadirlilerle ilgisini göstermek bakımından köydeki bir sülalenin daha önemine değinmek isterim. Bunlar da köyde “Bekdeşli” diye bilinen kabiledir. Bekdeşli adı, aslında Bektaşlı adının zamanla küçük bir değişime uğramış biçimidir. Biz Bektaşlıları ( Bektaşoğlu), 16. yüzyıl kayıtlarında rahatlıkla görebilmekteyiz. Bektaşlılar, Dulkadirli soyundandır ve Oğuzların Bayat boyundan gelirler. Nüfuslarının sayıca fazla olmasına rağmen bunların Kayseri’de dağınık bir biçimde oturduklarını görüyoruz. 1520 yılında Kızılırmak boylarında görüyoruz. Aynı zaman diliminde Kayseri şehir merkezine konan Bektaşlılar, kendi isimleriyle bilinen Bektaşlı mahallesindeler. Bunlardan bir bölüm Zamantı’da ve Develi Harmancık’ta görülüyorlar. Harmancık, şu an Develi’nin şehir merkezinde kalmıştır. Tomarza yöresinde ise, 1584 yılında rastladığımız oymak, Bektaşlu adını taşıyordu ve Köstere Yörüklerine dahil olmuştu ve Şeyh Barak Yörükleri ile birlikte hareket ediyordu. O zamanlar Orta Viran mezraında 16 hane nüfusları kayıt altına alınmıştı.
Şimdi düşünelim, aradan bunca sene geçmesine rağmen bu Türkmen oymağı hem de aynı adla, aynı bölgede karşımıza çıkıyor. Bundan büyük bir mutluluk duyduğumu söylemeliyim.
Kayseri’de Dulkadirli beylerinin birçok eserleri var. Nasıreddin Mehmed Bey’in yaptırdığı medrese, Melik Arslan Bey’in Muncusun köyüne yaptırdığı cami, Alaeddevle Bey’in ve Karaca Bey’in birçok camii yaptırdıklarını, zaviye açtıklarını biliyorum. Onlardan Emir Halil Bey de Pınarbaşı’nın Melikgazi köyünde Melik Emir Gazi’nin türbesinin yanındaki türbede yatıyor. Halk onu da unutmamış. Melikgazi köyünde sordum, burada yatan Emir Halil Bey’dir cevabını verdiler. Hatta burada Dulkadirli Beylerinden Süleyman Bey’in kızı Mısır Hatun’un da türbesi var. Büyük Bürüngüz köyünde 16. yüzyılda yapılan Alaeddevle Camii var. Halk, bu camii Alaeddevle Bey’in yaptırdığını söylüyor ve caminin yanındaki kitabesiz mezarın da Alaeddevle Bey’in mezarını olduğunu ifade ediyorlar. Büyük Bürüngüz köyünde oturan İlbeyli Türkmenleri de Dulkadirlilerden olduklarını söylüyorlar. Bunun gibi Amarat beldesindeki İlbeyliler ve Köseler de Dulkadirlilerden geliyorlar.
Yani bizim bölgemizdeki Dulkadirli izlerini bu küçük yazı ile anlatmak imkansız gözüküyor. Gülveren köyü ile çıktık yola, bakın nerelere kadar uzandık. Dulkadirlileri daha da anlatacağa benziyorum. Çünkü, Kayseri’de Dulkadirli soyundan oldukça çok insan var.
burhanettinakbas
Haziran 21st, 2008 18:11
Gülveren Köyümüzde Gül Baba türbesi vardır. Aslında Gül Baba adını taşıyan yurdumuzun dört bir yanında hatta Macaristan’da dahi türbeler var. Nedir Gülveren’deki Gül Baba’nın sırrı? Aslında köydeki Gül Baba türbesi çok yakın zamanlarda inşa edilmiştir. Yani türbenin tarihi bir yönü yok. Ancak, türbe yapılmazdan evvel köy sakinleri bu tepeye “Evliya” adını veriyordu. 20-25 yıl öncesine kadar köyden birileri çıkıp da bu tepeye neden evliya diyorlar, bu işin hikmeti nedir dememiş. Hatta burada bazı aileler hayvan gübresini serip kışlıklarını türbenin olduğu yerde hazırlıyorlarmış. Bir gün türbenin yakınında oturan bir kişiye bir rüya malum olmuş. Bu rüyada türbede yatan zat, malum olduğu kişiye, bu hayvan gübresinin buradan alınmasını istemiş. Köy halkına bu rüya anlatıldığında adama evliyanın yattığı yeri sormuş köylüler. Adam da eliyle koymuş gibi, işte evliya şurada yatıyor demiş. Orayı açmışlar ki, bozulmamış bir erkek cesedi var. Yanında bir başka ceset daha varmış ama onun iskelet halinde durduğunu söylüyor köylüler.
Maraş Tahrir Defterinde köyün adı Güllü Viran şeklinde geçiyor. Bugünkü Gülveren adı, bu ismin zamanla değiştirilmiş biçimi. Peki ama Güllü Baba ya da Gül Baba adı nereden geliyor? Köyden nakledilen rivayet şöyledir: Köy halkı buraya bir türbe yaptırmaya karar verdiklerinde ustalar türbede çalışmaya başlamışlar. Ustalar, zaman zaman mola verdiklerinde çay içerlermiş ve bardaklarını da türbenin içinde bırakır, bir gün sonra yeniden gelir, çalışırlarmış. Bir gün ustalar gelmişler ki türbenin içindeki bardaklar gül biçiminde kırılmış. Buna köylüler de şahit olmuşlar ve evliyanın adının Gül Baba olduğuna karar vermişler. Bazı köylüler ise, 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatına katılan bazı askerlerin Gülveren köyüne gelerek bu yatırın Kıbrıs’ta harp ederek kendilerine yardım ettiğini ve kendilerini kurtardığını ve onu orda gördüklerini ve “Baba, sen kimsin” diye sorduklarında bu zatın, Ben Gül Baba’yım, benim mezarım Tomarza’nın Gülveren köyündedir” şeklinde ifade ettiklerini söylüyorlar. Köy halkı, onun türbesini yaptırarak üzerlerine düşen görevi
yerine getirmiştir.
Kaynak: www.gulverenkayseri.com