551.SİFTAH Avşarın birinin çocuğu olmuş. Doğum sırasında ebenin yüzüğü bebeğin elinde kalmış. Ebe yüzüğünü ararken bakmış ki bebeğin elinde duruyor. Yüzüğünü almaya çalışırken bebeğin anası ebeye seslenmiş. -Bebenin siftahı bu yüzük… Kaç paraysa verelim de yüzük tek bebekte kalsın, güveni yıkılmasın! 552.HEYBET AĞANIN VALİLİĞİ Darsiyak’ta (Kayabağ) bir Heybet Ağa varmış. Pek bir geliri olmadığı halde çok güzel giyinirmiş. Bir gün yaya olarak köyünden Kayseri’ye gelirken bir atlı ardından yetişmiş. Heybet Ağayı tanımayan bu atlı bu güzel giyimli adamın kim olduğunu merak etmiş. Heybet Ağa: -Ben Kayseri Valisiyim, demiş. Atlı: -Ama nasıl olur, diyecek olmuş, Heybet Ağa devam etmiş: -Kimseye söyleme… Yanıma kimseyi almadım, bir yeri teftiş ettim geliyorum, bazen yalnız olmak daha iyi olur. Atlı, açıklamayı inandırıcı bulmuş. Kendi atından inip Heybet Ağayı atına bindirmiş. Atın ipinden at sahibi tutmuş, Heybet Ağa atın üstünde gururlu bir şekilde çevreyi seyrediyor. Kağnı Pazarına gelmişler. Orada Heybet Ağayı tanıyan biri: -Yahu Heybet Ağa, bu atı nereden buldun diye bağırıyormuş. Heybet Ağa, sus diye işaret ettikçe adam bağırmaya devam ediyormuş. Atın sahibi durumu anlayınca, Heybet Ağayı attan indirdiği gibi kendi kendine söyleniyormuş: -Anlamalıydım, dağ başında yalnız gezen vali olur mu, anlamalıydım. (Mehmet Özet)
553.HEYBET AĞANIN VALİ OLARAK KURUKÖPRÜ ZİYARETİ Heybet Ağa, bu valilik işini takmış bir kere kafaya. Eski zamanda Kayseri Valisini kim tanır, kim bilir? Kuruköprü köyüne haber göndermiş, iki gün sonra vali bey, köyünüzü ziyaret edecek diye.Köylüler, vali gelecek diye öyle bir hazırlık yapmışlar ki, yemekler hazırlanmış, davul zurna güm güm vuruyor, köyün ileri gelenleri sıra halinde toplanmışlar. Heybet Ağa, yanına birkaç kişiyi alarak köye varmış. Heybet Ağa, kıyafetinin güzelliği ile dikkat çekiyormuş, köylüler valiyi hemen tanımışlar! Gün boyu yenmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş. İkindi sonu da köylüler beraberce bu sıcakkanlı valiyi uğurlamışlar. (Mehmet Özet)
554. HEYBET AĞANIN RADYOSU Darsiyak’ta (Kayabağ) bir radyo lafıdır almış başını gidiyor. Şehirde radyoyu duyanlar, ne olduğunu anlatanlar oldukça çokmuş. Lafı Heybet Ağaya taşıdıklarında Ağa: -Bende de radyo var, yarın gelin de görün demiş. Köyden birkaç kişi radyoyu görmek için gelmişler. Evde kocaman bir kutu… Heybet Ağa, bir yeri kıvırmış, köpek sesi duyulmuş. Bir başka yeri çevirmiş, kedi sesleri gelmeye başlamış. Heybet Ağa ağızları kulaklarına varan köylülere: -Bugün radyoda doğru dürüst bir şey yok. Yarın gelin de size müzik dinleteyim, demiş. Köylüler gidince kutudaki köpeği ve kediyi çıkarmış tabii ki… (Mehmet Özet)
555. İNCİLİ ÇAVUŞUN YUMURTA HESABI İncili Çavuş, Tıravşın köyünde mukallit bir adammış, bu özelliğinden dolayı da başı sık sık belaya girermiş. Bir beladan kaçarken askerlere rastlamış. Askerler devletin başkentine giden özel kuvvetlermiş. İncilinin hoşsohbet halini anlayınca yanlarına almışlar, İstanbul’a kadar vaktin nasıl geçtiğini anlayamamışlar. İstanbul yakınlarında padişahın otağını görünce oraya yönelmişler.Padişah, sabah kahvaltısını bir piknik havasında vezirleri ile hizmetçileri ile beraber yapıyormuş. Askerler, padişaha İncili’nin nüktedanlığını anlatınca huzura çağrılmış. Padişah: -Ey İncili, şu yumurtaları, bana, vezirlerime ve cariyelerime paylaştır, demiş. Padişah sanmış ki, en fazla yumurtayı kendi önüne koyacak. İncili, yumurtaları almış, cariyelere üçer yumurta, vezirlere ve padişaha birer yumurta vermiş. Padişah: -Bu nasıl taksimat böyle diye hiddetlenmiş. İncili: -Taksim dölek padişahım. Sizin iki yumurta önceden vardı (testisler kastediliyor), bir de taksimattan düştü üç oldu. Cariyelerinki düpedüz, önceden yumurta yoktu, onlara da üç yumurta, böylece herkesin yumurtası eşit oldu. Bu olay padişahın çok hoşuna gitmiş ve İncili’yi saraya, yanına almış.(Hasan Gürpınar)
556. İNCİLİNİN KÖYÜNE SU GETİRMESİ İncili Çavuş’a bir gün padişah: -Ey İncili, en sıkıntılı zamanlarımda beni güldürdün, sıkıntımı hafiflettin, benden bir şey iste, yerine getireyim, demiş. İncili mahzunlaşmış, boynunu bükmüş. Padişah teklifini tekrarlayınca, İncili: -Padişahım, Kayseri’de köyümün suyu yok. Erciyes’ten köyüme künklerle su getirsek, köylünün su sıkıntısı hallolurdu. Anama atama rahmet okurlardı. Padişahın yine muzipliği tutmuş: -İncili, Erciyes’ten su getirelim ama künklerin ebadı ne kadar olsun? Padişahın sorduğu ayrıntı karşısında sinirlenen İncili Çavuş: -Anamın şeyi kadar olsun demiş. Padişah: -İncili, ben senin ananın şeyini nerden bileyim, deyince İncili kafasını uzatmış padişaha: -Ölçüsü burada, buradan alırsınız ebatlarını! (Hasan Gürpınar)
557. TADINA BAKANLAR BİLİYOR Pınarbaşı’nın Kavak köyünden Hacı Hüseyin Akar, tarlasında çalışıyormuş. Bir ara tarlanın başındaki yoldan birilerinin kendisine seslendiğini ve yanlarına çağırdıklarını duymuş. -Hayırdır inşallah, demiş. Adamların yanlarına varana kadar uzun tarlada bin bir türlü şey geçmiş aklından. Yanlarına varmış, adamlara “buyurun”demiş. Adamlar, köyde bir dul kadın olduğunu, ona dünür geldiklerini, kadının nasıl biri olduğunu sormuşlar. Bu duruma sinirlenen Hacı Hüseyin Akar: -Ben tadına bakmadım ama tadına bakanlar iyi diyorlar demiş. (Osman Baloğlu) 558.ÇADIRI ÇALMIŞLAR Kayserili ve İstanbullu iki öğrenci kampta aynı çadıra düşmüşler. Gece yarısı İstanbullu öğrenci uyanmış ki gökyüzü görünüyor. Kayseriliyi hemen uyandırmış: -Havaya bak, ne görüyorsun? Kayserili yıldızlara bakmış: -Evet, görüyorum. Şuradakiler ne güzel duruyor, aynı pastırma gibi, yandakileri birbirine ularsan sucuğa benziyor. İstanbullu sinirlenmiş: -Bırak pastırmayı, sucuğu, çadırımızı çalmışlar, onu söylemeye çalışıyorum. Kayserili: -Çadır diye tepemizdeki büyük çaputa mı diyorsun? İstanbullu: -Evet, onu diyorum. Kayserili: -Ben onu soğuk gelmesin diye dürüp altımıza koydum! (S.Burhanettin AKBAŞ)
559. AMCASI BİRAZ KIZSAN Çocuğun biri annesiyle caddede yürürken oldukça yaramazlık yapıyormuş, kadıncağız da bir türlü çocuğa sahip olamıyormuş. Kadın, Kayseri’de adet olduğu üzere yoldan geçen bir adama: -Amcası biraz şuna kız, yaramazlık yapıyor, doğru durmuyor, demiş. Adam, çocuğu karşısına almış: -Niye dölek durmuyon ulan, o….punun çocuğu demiş. Kadın dediğine diyeceğine pişman yola koyulmuş. (Osman Baloğlu) 560. SAPINIZ ÇOK DA DENENİZ DE ÇOK MU? Osman Bölükbaşı, Milliyetçi Köylü Millet Partisinin Genel Başkanı olarak konuşma yapıyor Kayseri’de. Öyle bir kalabalık var ki bir politikacıyı zevkten dört köşe edecek kadar. Lakin, Bölükbaşı, Kayseri’yi iyi tanıdığı için ihtiyatı elden bırakmamış. Kayserililer bu kadar kalabalık gelmişler ama bu kalabalıktan yeterli oy çıkar mı acaba? Konuşmasında bu şüphesini Kayserililere şöyle anlatmış: -Kayserililer, sapınız çok gözüküyor amma deneniz de bu kadar çok çıkar mı? (S.Burhanettin AKBAŞ)
561.ERKİLETLİ GENÇLERİN OTOBÜSÜ KAÇIRMALARI Erkilet Nahiyesi’nin Belediye otobüslerinin Sahabiye Medresesi yanında ki ilk ve son durağında, Erkilet’e gitmek için gençler otobüs beklemektedirler. Ancak hemen durağın karşısındaki Mülazım apartmanında oturmakta olan pavyonda çalışan kadınları , evin balkonunda gören gençler, otobüsün geldiğinin farkına varmazlar ve otobüsü kaçırırlar. Bir saat sonraki otobüsle Nahiyeye giden gençlerden birisine babası sorar. - Niçin geç kaldınız. Genç sebebini açıklamaya çekinir. Ancak durumu anlayan gencin dayısı durumu şu şekilde izah eder:- Bizim caş bizdikler, avzın danaçlara gişelirken uzun şase teğmiş. (Bizim gençler güzel kadınlara bakarken otobüsü kaçırmışlar)
562.EŞKİ EŞKİ YAPRAKTAN BİR ALAYIMGöğoğlanın Mehmet Ağanın oğlu Hamdi evlenecektir. Düğün yemeği için mahallede en uygun mekan Mehmet Gerçel’in evidir. Günlerce yemekler hazırlanır, davet edileceklerin listesi yapılır. Evin 8 yaşındaki büyük oğlu Hilmi, yakın komşulara okuyucu gönderilir. Ancak listede olmayan komşuları da çocuk haberdar eder. - Göğoğlanın Fadime Halamın selamı var Düğün sofrasına buyuracaksınız …şeklinde davet eder.Bu davet edilenlerin içerisinde Erkilet’ li Nuri Özkök’ün annesi Aliye Hala’ da bulunmaktadır. Aliye Hala rahatsızdır ama davet geldi komşu hatırı diye sofranın kurulduğu eve doğru diğer komşularla gelirken, düğün sahibi bir hatanın olduğunu anlarlar ve hemen özürlenir. Güngörmüş Aliye Hanım, işi bozuntuya vermeden, - Hiç halimde yoktu, Gitmeye gitmezdim amma eşki eşki iki yapraktan alayım demiştim.
563.GÖZÜN AYDIN, GÖZÜN AYDIN.Mustafa Büyükkatırcı’ nın sünneti için davet çıkartılır. Kayseri dışından ve Kayseri’den bütün sülale Karadere Bağlarındaki ailenin evinde toplanırlar. Ankara’ dan gelen misafirlerden birisi, evin babaannesinin kardeşinin yeni evlendiği ikinci karısıdır. Yatıya kalırlar. Sabahleyin kalktıklarında yeni gelin hanım, görümcesi Fevziye Hanıma saygı gösterir ve “günaydın ablacığım “der. Günaydın kelimesinin ne anlama geldiğini bilmeyen Fevziye Hanım, gelininin yüzüne şaşkın şaşkın bakar. Cevap arar. Aklına ilk gelen kendince mantıklı karşılığı verir;- Gözünaydın gelinim, gözünaydın der.Yinede verdiği cevaptan emin değildir. Hemen tokhanaya girerek ,diğer gelini ne sorar;- Kızım yeni gelin bana Günaydın dedi. Ben de ona Gözün aydın dedim. Yanlış mı söyledim? Diye sorar. Gelini gülerek;- Doğru söylemişin, Anne. Cevabını iyi vermişin.Fevziye Hanımın tatlılığını herkes bildiği için, onu rahatlatmış.
564.ALLAH DEDİ. İkinci Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü Kayseri’yi ziyaret edecektir. Partinin il teşkilatında çok geniş çaplı hazırlık yapılmaktadır. Ancak, Merkez ilçe başkanı Yılmaz Gavremoğlu’ nun da bulunduğu bir gurup İsmet İnönü’ nün konuşmalarında Allah kelimesini kullanmamasından huzursuzlar. Cumhuriyet Meydanında yapılan miting boyunca gönüllerinden Paşa’ mız konuşması esnasında hiç olmazsa bir defa Allah kelimesini kullansa diye beklemektedirler. Ancak konuşma bitmiş, İsmet Paşa’ dan beklediklerini bulamazlar. Konuşma bitmiştir. İsmet Paşa ;- Allah’ a ısmarladık vatandaşlarım der demez, bu gurup sevgi ile birbirleriyle sevinçle kucaklaşırlar. - Paşamız Allah dedi.
565.PAŞA GELİRSE SENİ DE BENİ DE…Kayseri Tayyare Fabrikasın, komutanı Mehmet Ali Pekman Paşadır. Fabrika içerisindeki hangarların meydan kapılarının devamlı kapalı tutulmasını emretmiştir. Bir öğlen paydosunda Kemal Bozok, yemekten sonra hangar içerisinde temizlik yapmaktadır. Bir ara kapalı tutulması gereken kapı hızlı hızlı vurulmaya başlar.Bunun üzerine kapıyı çalanın kim olduğunu bilmeyen Kemal Bozok;- Kapıyı vurma, Paşanın emri var. Öndeki kapıdan gel. Diye seslenir. Ama, kapı yine hızlı hızlı çalınır. Bunun üzerine;- Git pezevenk Paşanın emri var, ön kapıdan gel. Paşa gelirse, seninde, benimde anamı ağlatır. Biraz sonra Mehmet Ali Pekman Paşa, ön kapıdan içeri girer, Kemal Bozok hemen toparlanır, hazır ol vaziyete geçer. Mehmet Ali Pekman Paşa;- Emrime itaatin kabul, ama küfrünü affetmiyorum der ve atölyeden ayrılır. Bir müddet sonra fabrikaya Hava Kuvvetleri Komutanlığından, yabancı ekiplerle yüksek rütbeli subaylar teknik gezi için gelirler. Gelenlere fabrikayı gezdiren paşa, Kemal Bozok’un çalıştığı bölüme gelince, ziyaretçilerine ;- Bana küfreden tek işçi budur diye gösterir.
566. ÇOK İT GÖRDÜM, SAHİBİNİ ISIRANI GÖRMEDİM. Kavgazade Mustafa Ustaoğlu’nun hanımı vefat etmiştir. Evlenmek arzusundadır. Bu işe evlatları karşı çıkmaktadırlar. Fazla ısrarı üzerine kızları Kayseri Lisesi arkasındaki Hasinli mahallesinde bir hanıma dünürcü olurlar. Büyük kızı, dünürcü doldukları hanıma kendilerini tanıtırken,- Babamın en büyük kızı benim. Dünürcü düşülen hanım, dünür düşenin kızının kendisinden daha yaşlı olduğunu görünce bu evliliğin olmayacağını söyler. Dünürcüler de bu cevaba memnun kalırlar. Akşam babaları eve gelince olayı anlatırlar. Bunun üzerine üzülen Mustafa Ustaoğlu, büyük kızına;Çok it gördüm ama, sahibini ısıranını hiç görmemiştim. Cevabını verir.
567.HOCAMIZ VEFAT ETTİ. BAŞIMIZ SAĞ OLSUN. Kayseri İslam Enstitüsü öğrencilerinden birkaçı, Hunat Camii önünde bulunan ilân tahtasına, - Hocamız Sabit Hashalıcı vefat etti. Allah rahmet eylesin. Başımız sağ olsun .Bu ilanı birçok kişi gibi okuyan ve Sabit Hashalıcı’ nın oturma arkadaşı ve akrabası olan Avukat Nevzat Türkten, neden haberi olmadığını , bilgi almak öğrenmek üzere Cumhuriyet Mahallesindeki halıcı Köker’ lerin dükkanına uğrar. Onlarında haberleri yoktur. Birlikte, Hürriyet Mahallesi’ deki evine giderler. Evin cenaze evine benzer hali yoktur. Buraya kadar gelmişken evin kapısını çalarlar. Çıkan evin hanımı, misafirlerini buyur eder. Olayın soğuk bir şaka olduğunu anlayarak geri dönerler. Bu olay birkaç defa daha tekrarlanır.
568. DÜNYADA GÖRÜLECEK YÜZ YOK. Develi’li Seyranî’nin bir ahbabının gözleri görmez olur.- Ah Seyranî baba der, artık bende dünyayı görecek göz yok…Seyranî cevap verir:- Üzülme artık, dünyada da görülecek yüz yok.ERCİYES DERGİSİ, Haziran 1978 Yıl:1 Cilt: 1 Sayı 6 Sayfa: 4 Kadir ÖZDAMARLAR.
569. BİLEN- BİLMEYEN EZAN OKURSA BÖYLE OLUR. 1958-1959 öğrenim döneminde, Mehmet Çayırdağ, Kayseri Lisesinin orta kısmında okumakta ve ikmal imtihanları için Talas’taki evlerinde derse çalışmaktadır. Öğle namazının vakti gelmiştir. Tablakaya mahallesindeki evlerinin yanında bulunan Aşağı Cami’de vakit gelmesine rağmen Öğle Ezanı okunmamıştır. Hemen minareye çıkar, ezan okumaya başlar. Lâ’ yı çekerken, hangi Lâ yı çektiğini unutur. Ezanı bitirir ve aşağı indiğinde, caminin avlusunda ezanın okunmasını bekleyen hacı emmilerden biri;- Her önüne gelen, çoluk, çocuk minareye çıkarsa işte böyle olur.Anlar ki, ezandaki Lâ nın devamını yanlış getirmiş.
570. YARIN İZİNLİYİM, MEKTUP YAZARIMErkiletli Burhan Sarıca’nın yakınları Almanya’da bulunmaktadırlar. Burhan, Kapalı Çarşıda Gerçel Manifatura’da çalışmaktadır. Her gün Kapalı Çarşının postacısı Mustafa Kurt’dan kendisine mektup olup olmadığını sorar. Bundan usanan Posta dağıtıcısı Mustafa Kurt;- Yarın izinliyim. Mektup yazar getiririm. diye şaka yapar.
571. HAYIR YAPIYORUZ Kapalı çarşı esnafından Halit Efendi’ ile manifatura dükkanına müşteri olarak gelen, Kayseri’ye memuriyetinden dolayı tayin edilen bir kişi Cumartesi günleri sohbet için gelir. Her Cumartesi hafta sonu olduğu için alışılmış usul olarak Toptancı esnafı tahsilata çıkar. Halit Efendi’ nin dükkanına da , bu memurunda bulunduğu sırada birkaç kişi gelir ve Halit Efendi bunlara haftalık ödemelerini yapar. Memur her gelene para vermesi üzerine Halit Efendiye sorar:-Halit Efendi, hayrola her gelene para veriyorsun. Bu neyin nesi? Der.Halit Efendi ise soruya:-Her cumartesi günü biz hayır yaparız der.
572.ÖKÜZ HİKAYESİ Obruk köyünden Gömeç köyüne tarihin birinde öküz satılır. Öküz Gömeç Köyüne getirilir. Bir hafta sonra Öküzü satan’ ın oğlu Gömeç köyüne yolu düşer ve Öküzlerini alan aileyi bulur.- Ben Obruk köyünden geliyorum. Size öküz satan Hasan’ın oğluyum der ve birkaç gün köyde misafir olur.Köyüne döner. Bu olay birkaç defa çeşitli kişilerin Obruk’tan gelip Gömeçte misafir olmasıyla devam eder. Öküzün son sahibi bakar ki işin içinden çıkamayacak. Yine Obruk Köyünden gelip öküzden bahsederek misafir kalacağını anladığı an adama :-Biz öküzü Kızık Köyüne sattık der ve gelenlerden kurtulur.
573. TERZİ ÇIRAĞININ KARNI ACIKINCA Ispa Pazarı terzilerinden Ahmet Usta’ nın yaz günü mevsim itibariyle işleri kesattır. Müşteri yoktur. Öğle yemeği vakitlerinde yanında çalışan çırağına :-Git kıymalı attır gel de yiyelim.der Bu güz mevsimine işler açılıncaya kadar böyle devam eder. İşler fazlalaşınca Ahmet Ustanın aklına yemek dahi gelmez. Ancak; çırağın karnı acıkır. Ustasına korku ve saygısından dolayı bir şey söyleyemez. Daha fazlada tahammülü kalmaz.-Usta, yazın iş yapmadıysak çok çok kıymalı yerdik ya değil mi? Deyince, ustası çocuğun karnının acıktığını anlar ve bir miktar para vererek;-Git lan karnını doyur da gel der.
574.SÜTYEN ÖLÇÜSÜKayseri’ ye alış veriş için gelecek evin büyüğüne siparişler verilmektedir. Evdeki gelin içinde sütyen alınacaktır. Ancak kayınvalide, şehire gelecek efendisine ölçüyü eliyle gösterir. Adamcağız köyden şehire gelene kadar el ölçüsünü değiştirmemeye gayret eder ve şehire gelir gelmez tuhafiyeciye girer:- Bana şu ölçüde bir sütyen ver.
575. ŞALVAR ÖLÇÜSÜKayseri’nin çok kar aldığı bir kış günü, Pınarbaşı’nın bir köyünden Şehir’ e ihtiyaçlarını karşılamak üzere gelen Avşar aşiretinden bir köylü, Manifaturacı Erkilet’ li Hasan Ağa’ dan şalvarlık kadife kumaş alır. Uçkur evliğini de kestirir. Daha sonra Isba Pazarın’ dan bir terzi çağırıp dikişinin yaptırılmasını ister.Terzi Ahmet Usta çağırılır. Ancak köylü vatandaş şalvar için ölçüsünün alınmasında ısrar eder. Esnaf ve terzi vatandaşı şalvar için ölçüye gerek olmadığına ikna edemezler. Bunun üzerine Erkiletli Hasan Ağa, gel öyleyse der, köylü vatandaşı, terziyi ve diğer dükkan komşularını da haberdar ederek yanına alarak yağan karın hiç bozulmadığı Özhamurkâr’ ların dükkanı önüne getirir.-Sırt üstü yere yat der.Köylü vatandaş sırt üstü yatar. Daha sonra vatandaşı tekrar ayağa kaldırır ve bu seferde;- Yüz üstü yat, der.Adam yüz üstü yatar. Sonra, Terzi kar üzerindeki kalan izden adamın ölçüsünü alır. - Yirmi dakika sonraya hazır olur. Gel de al.-Ben yirmi dakikada dikilen şalvarı giyecek adam mıyım? Benim şalvarımı yarın alayım der.
Kayseri Spor Kulübü başkanlığına zorla getirilen Üveyiz Molu, Şehir lokalinde ilk basın toplantısını yapmaktadır. Başkan şampiyon kelimesinin anlamını bile bilmemektedir. O, bu kelimeyi ,(aslan,kaplan) gibi takıma verilmiş bir sıfat zannetmektedir. İşte bu hengâmede gazetecilerden birisi sorar:- Bu takım şampiyon olur mu? Suâli karşısında duraklar. Yanındaki arkadaşının kulağına eğilerek, usulca sorar:- Şampiyonluk ne demek?Arkadaşının fısıltı halinde:-Ligde birinci olma… birincilik… kopyası üzerine, tereddüt etmeden cevabı yapıştırır:- Bu takım şampiyon olmazsa kendimi asarım!…Bu korkunç, rizikolu beyan ve taahhüdün sâhibi Başkan Üveyiz Molu , zamanın siyâsi sloganlarından “Halka inmek” fiilinin, daha doğrusu palavrasının, bir siyâsi parti genel başkanı tarafından dillendirildiği o devirde, şampiyonluk nârası ile bürosunun önünde toplanan halka:-Gelin lan halk, der… Roma Mezarı’nın bulunduğu boşluğa hasırlar serdirir, içinden çıkıp da seviyesine indiği(!) halkın kimisi oturarak, kimileri de yine “ayakta yan yana” durarak O’ nu dinlemektedir. Yakında başlayacak lig heyecanını şampiyonlukla taçlandıracağı vaâdini, tekrâren “kendini asmak!” rizikosu ile perçinleyen Başkanlarına inanmış halk memnun, mes’ud, ferih fahur evlerine döner. Kayseri Spor o lig yılında şampiyondur. Birinci lige terfi etmiş ve Üveyiz Başkan, Cumhuriyet Meydanın da kendini asmaktan kurtulmuştur.
Erciyes’in Eteğinden Geçenler, Kayseri Ticaret Odası Yayınları:28, Ocak 2000, Kayseri Sayfa:86
Kayseri Spor Kulübü Başkanı Üveyiz Molu döneminin ilk maçı… O da nesi… Mağlubiyet. Hem de üç sıfır!… Erken gelen bu hezimet stadyumda bir şok dalgasının esmesine sebep olur. Ancak perde arkasında sevimli olaylar vardır.. Maçtan sonra, Başkan hakemlerin peşinden soyunma odasına gelir. Gayet pişkin, ama tatlı dili güleryüzlü, lâf kendisinden çıkmıyormuş gibi saf saf ricâ eder.-Hakem abi!.. Şu golleri bizim takıma yazsanız… Meslek hayatlarında asla duymadıkları, görmedikleri, yaşamadıkları bir daha da asla ve kat’ a yaşayıp duyamayacakları bu “ahlâksız teklif” karşısında şaşkın şaşkın bakışan hakem triosu, “lâhavle” der demesine de, bizimki ısrar eder:-Ne olur ki abi!?…Bu olay üzerine hakemler Ankara da Futbol Federasyonu’ na giderler hâliyle . Raporlarını verirler, sonra gayri resmi olarak olayı anlatırlar. Kayseri Spor’a bir manyak başkan olmuş, bize şöyle şöyle dedi diye… Federasyonda başkan dahilDuymayan kalmamış…Aylar sonra Futbol Federasyonu başkanı ve mâiyeti, Anadolu futbolunun sorunlarını incelemek üzere geziye çıkar, Kayseri’yi de teşrif buyururlar.Ziyafet verilir, yenilir, içilir. Federasyon Başkanı çakırkeyif bir halde canı Üveyiz Molu ile gırgır geçmek ister:-Eee!.. Anlat bakalım Üveyiz Bey, bizim hakemlere nasıl teklif ettin golleri size yazmasını.. Bunun üzerine Üveyiz Molu güler, âleni olarak Federasyon Başkanının ağzına lafı tıkayıverir:-O zamanlar daha acemiydik başkanım. Artık sizin hakemleri maçtan sonra değil, maçtan önce görüyorum!…
Erciyes’in Eteğinden Geçenler, Kayseri Ticaret Odası Yayınları:28, Ocak 2000, Kayseri Sayfa:87
Arif Molu’ nun şahsında tecessüm eden “Ağa” asâleti, bu insanların, ne şartlar altında ve ne şekilde olursa olsun, başkalarının huzuru için, nefislerinde duydukları acıları bala tahvil etmenin çarpıcı tezahürleriyle doludur. Bir gün, içlerinde Darsıyak’ lı Hacı Mahmut Bey’in bulunduğu, Kayseri’ li seçkinlerden, oluşan bir kalabalık, Molu’ ya, Arif Bey’i ziyarete giderler.Saygıdeğer konuklar, pencereleri geniş avluya bakan odalarda ağırlanmaktadırlar. Bu arada uğursuz bir raslantı başgösterir. Arif Bey’in çoktan beri hasta yatan oğlu Cafer, ölür. Yaslı baba, konuklarının neş’esini kaçırmak istemez. Ev halkından, çığlıklarını, göğüslerinin derinliklerinde boğmalarını rica eder. Hıçkırıklar boğazlarda düğümlenir, kimseden çıt çıkmaz. Evin arka duvarı yıktırılır, cenaze oradan çıkarılır, kaldırılır. Konuklara bir şey sezdirilmez.
Erciyes’in Eteğinden Geçenler, Kayseri Ticaret Odası Yayınları:28, Ocak 2000, Kayseri Sayfa:101 579. MEMLEKETİNE GÖNDERİRDİM Kayserili erin sabah içtimasına geç geldiğine sinirlenen komutanı:- Sen sivilken ne iş yapıyordun? Diye sorar. Asker:- Terzilik yapıyordum.- Peki, senin şimdi yaptığın gibi, senin çırakların dan biri işe geç gelse ne yaparsın?- Derhal işine son verir, memleketine gönderirdim.(Tuğrul GERÇEL)
580. BAYAT PİLİÇ Eskiden tren istasyonları seyyar satıcılarla dolu idi. Bunlardan bazıları bir istasyondan trene biner, kompartıman kompartıman gezerek, o yörenin özelliklerine göre, ciğer kavurması,dürüm, meyve gibi şeyler satar, bir-iki istasyondan sonra bu trenden iner karşıdan gelen trene biner ve yine aynı şekilde satış yaparak geldikleri istasyona geri dönerlerdi. Bazıları ise trene binmez, trende istasyonda durduğu beş-on dakikalık süre içinde pencere altlarında bağırarak yolculara su, ekmek, simit vs. satarlardı. İşte bunlardan Kayserili bir genç de sahip olduğu tek pilici “şöyle taze, böyle iyi kızarmış’ diye uzun süre methettikten sonra yolcunun birine uygun bir fiyata satar. Sonra da beklemeğe başlar. Tren hareket eder etmez, kompartımanın penceresine doğru koşar ve pilici sattığı yolcuya:- Amca! Amca! Bakar mısın! Diye bağırır.- Ne var oğlum?- Kusura bakma amca, sana piliç diye sattığım aslında piliç değil, kargadır. Sakın yeme!Zavallı yolcunun kan beynine sıçrar ve kaptığı gibi pilici delikanlıya fırlatır. Delikanlı bir kaleci çevikliği ile pilici yere düşmeden yakalar ve bir sonraki trenle gelecek yeni kurbanını beklemeğe başlar.(Ali ÇELİK) I KAYSERİ VE YÖRESİ KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT BİLGİ ŞÖLENİ. (12-13 NİSAN 2001) BİLDİRİLER 1.CİLT, SAYFA; 217
581. EŞEĞİN HANGİ YANIİki Kayserili ortak bir eşek satın almışlar. Eşeği sıra ile, bir gün birinin, ertesi gün diğerinin oğlu otlatıyormuş.Günün birinde eşeğin inadı tutmuş bir türlü gitmiyormuş. Oğlan babasına:-Baba eşek gitmiyor, demiş. Babası:-Vursana oğlum, demiş. Bunun üzerine çocuk kendisinin de bildiği bu işi niçin yapmadığını açıklamış:- İyi ama baba, eşeğin hangi yanının bize ait olduğunu bilmiyorum ki!…(Ali ÇELİK)I KAYSERİ VE YÖRESİ KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT BİLGİ ŞÖLENİ. (12-13 NİSAN 2001) BİLDİRİLER 1.CİLT, SAYFA; 218582. AZIĞI YE Bir Hıristiyan, bir Yahudi birde Kayseri’ li çalışmak üzere gidiyorlarmış. Yanlarında bir kişilik azık varmış. Üçü yese; aç kalacaklar. Biri yese ikisi aç kalacak. En iyisi en güzel rüyayı kim görürse azığı o yesin derler. Kararlaştırırlar, üçü de uykuya yatacaklar, kalkınca herkes gördüğü rüyayı anlatacak. En güzel rüyayı gören azığı yiyecek. Dedikleri gibi yaparlar: Uykudan uyanınca herkes gördüğü rüyayı sırasıyla anlatırlar. Yahudi:-Rüyamda Hazret- i Musa’ yı gördüm. Beni evine götürdü. Sarayların içinde karnımı bir güzel doyurdu, demiş. Hıristiyan da;-Hazret-i İsa beni bir saraya götürdü. Karnımı bir güzel doyurdu, demiş. Kayseri’ li ise:-Hazret-i Muhammet yanıma oturdu. Peygamberleri onları aldı. Saraya götürdü. Kalk sende şu azığı ye dedi. Bende azığı yedim.(Çiğdem KOÇ) 583. BUYULACAK ZAMAN MI?Kocası celeplik yapan geçimsiz kadın , zemheri ayında Hunat hamamının sıcak gözünde terlemektedir. Ancak, kocasının Bünyan tarafından hayvan sürüsünü getirirken soğuktan donup öldüğü haberi kendisine iletilir. Kadın sıcağın verdiği rahatlıkla:-Gözü kör olasıca, buyulacak zaman mı? der. (Alpaslan GERÇEL)
584.CAZGIR AHMET AĞAHayvanlar pazarının Kayseri’ de Atpazarı denilen semte kurulduğu dönemlerde, adamın birisi inek almak için pazara gelir. Sıkı bir araştırma ve pazarlık sonunda danası yanında bir inek satın alır. İnek satıcısına 2.000(İki bin) Lira ödeme yapar. İnek satıcısı derki:-Bu inek günde tam iki teneke süt verir. Aman bu hayvana iyi sahip ol, der.Adam inekle danasını birlikte evin yolunu tutar. İlk iki gün satıcının söylediği gibi süt miktarını alır. Birkaç gün sonra inek sütünü azaltır. Süt miktarı bir tenekeye kadar düşer.Bir müddet sonrada süt bir litreye kadar iner. Adam üzülmeye başlar. Ben en iyisi bu hayvanı satıp elden çıkarayım der. Pazara çeker. Ancak hayvana alıcı çıkmaz. Hayvanın yüzüne bakan bile olmaz. Üzülen adam bir ağacın altına oturur ve kahrından ağlamaya başlar:-Ben mahvoldum, ben bittim diye. Saçını başını yolar. Tam o sırada Cazgır Ahmet Ağa lakabı ile anılan bir adam oradan geçerken, adamın ağladığına bakar dayanamaz ve sorar:-Neden ağlıyorsun be adam? Der. Adam başından geçenleri bir bir anlatır.Cazgır Ahmet Ağa derki:-Senin hayvanlarını satarım. Ancak 2000 liranın üzerini ben alırım. İnek sahibi çok sevinir. Binbir teşekkür eder. Cazgır Ahmet Ağanın elini öper. Beni sıkıntımdan kurtaracaksın der ve dua eder. Ahmet Ağa ineğin sahibine:-Sen hiçbir şeye karışmadan öyle seyredeceksin. Tamam mı? Der. Adam boynunu büküp bir vaziyette peki der. Ahmet Ağa ineğin yularından tutar pazara gelir. Yüksek bir yere çıkar ve başlar yüksek sesle konuşmaya:-Gelin ahali gelin! Bu hayvanı hiç gördünüz mü? Bu inek günde iki teneke süt verir.Bu hayvanın süt damarları çift ve kalın. Böylesi görülmedi! Cazgır Ahmet Ağa öyle bir anlatmaya başlar ki, bütün pazardaki kalabalık oraya toplanır. Cazgır Ahmet Ağa heyecanlı heyecanlı anlatırken ineğin sahibi, Ahmet Ağanın çeketinin eteğini ucundan çekmeğe başlar. Bir çeker, Ahmet Ağa aldırmaz. İki çeker aldırmaz. Adam dayanamaz.Yüksek sesle:-Ahmet Ağa!.. Ahmet Ağa!…Ahmet Ağa başını çevirir bakar sert sert:-Ne var? Ne diyorsun? Diye bağırır. Adam sevinçli sevinçli:-Ahmet Ağa, Ahmet Ağa senin anlattığın gibi ise satmasak mı acaba diyorum.(Atila TİMUÇİN)
Erkilet Kasabası’nın , Arabıdın köyünde Seyit Ağa ile arkadaşı konuşurken, yumurta tokuşturma yarışı yapmaya karar verirler. Seyit Ağa sabaha kadar uyumayıp bir kurnazlık düşünür ve bulur. Gecenin bir vakti, eline yorgan iğnesini alıp yumurtanın altını deldikten sonra içini boşaltır. Hemen bir tas içerisinde alçı karıp, yumurtanın içini doldurur. Yumurta taştan da sert olur. Ertesi gün yumurta tokuşturma savaşı başlar. Ama her zaman Seyit Ağa kazanır. Böylece arkadaşı üç koli yumurta kaybeder.(Hâle KARGI)
Hacılarlı Hacer Yenge ailesiyle köyden şehre göç ederler. Çok katlı bir binanın zemin katına yerleşirler. Kocası akşam yemeğinden sonra kahveye gidince, evin temizliğini bitirip karşı mahalledeki düğüne gider. Geç saatte eve döndüğünde kocasının daha önce eve gelip yattığını görür. Bir anlık burayı köyde ki evi sanıp bağırmağa başlar:-Komşular! Komşular! Bizim herif gelmiş. Ayakkabılarıynan yatağa yatmış. Görüyor musunuz şu boyu posu devrilesice herifin yaptığını diye bağırmış. O lafını bitirene kadar apartman sakinleri yangın var diye dışarı fırlamışlar. Kimi itfaiyeye kimi polise telefon açtığından ortalık ana baba gününe dönmüş.(Hâle KARGI)
587. ŞEYTAN İSEN BİSMİLLAH… Abdi köyün en fakirlerindendi, gerçi köyün zengini de yoktu ama ekmeği rahat bulanlara hali vakti yerinde denirdi. Abdi ekmeği bazen bulup bazen bulamayanlardandı, her yerde olduğu gibi Süleymanlı’da da Ramazan davulunu en gariban kim ise o çalıyordu bu görev de Abdi’ye düşmüştü. O dönemlerde televizyon yok, radyo köyde bir iki tane var, sosyal hayat tandırın başında anlatılan masallardan, hikayelerden ve korku filmi gibi şeytan kıssalarından ibaret. Bilhassa şeytanla ilgili anlatılanlar çok etkileyici oluyor, büyük küçük herkes gündüz ıssızlarda, gece de karanlık basınca her an şeytanla karşılaşabileceğinden korkuyor, etkili dualar öğreniliyor, dua bilmeyenlerin tek silahı Besmele, sıkıştıkları yerde besmeleye sığınıyorlardı. Abdi de çok korkaktı ama gece yalnız başına davulu da çalmak zorundaydı. Elektrik henüz köye gelmemiş her yer karanlık, her karanlık köşede de sanki şeytanlar Abdi’yi bekliyor ve onu çarpmak için fırsatını kolluyorlardı. Köyden birkaç muzip genç bunu bildiklerinden o gece Abdi’yi korkutmaya karar verirler ve Abdi’nin geçeceği en karanlık ören yerine saklanırlar. Abdi davul yerine kullandığı tenekeyi biraz da korkusunu bastırmak için hızlı hızlı çalarak önlerinden geçerken arkasından kocaman bir taşı atarlar ve taş yanından gürültüyle yuvarlanıp geçince Abdi çivi gibi çakılır kalır, bir müddet etrafını dinler ve çaresiz tekrar yoluna devam etmeye başlar. Gençler ikinci taşı atarlar, Abdi yine çivilenip kalır ama artık bir tedbir alması gerektiğine inanarak taşın geldiği yöne doğru dönerek kıvrak zekasının ürettiği şu sözleri bağırır. “ Şeytan isen Bismillahirrahmanirrahim adam isen avradını s……………m” (Mehmet Hasoğlu)
588.MAŞALLAH DEYİN VELETLER Abdi’nin yolu bir gün komşu köylerden birisinden geçmektedir, küçük çişini yapmak ihtiyacı duyar ve uygun bir duvarı kendisine siper yaparak ihtiyacını gidermeye başlar. Siper ettiği duvarın damında oynayan çocuklardan haberi yoktur. Çocuklar duvarın dibine bir adamın geçtiğini görünce merak edip duvarın ucuna gelirler, duvara sıralanırlar aşağı bakınca Abdiyi tanırlar, çünkü Abdi her köyde tanınmaktadır. Abdi’yi tanırlar ama gördükleri manzaranın ayıplığı onları bir anda muzipleştirir. Hepsi de Abdi’nin edep yerini görmüşlerdir ve hep bir ağızdan bağırırlar “Abooo Abdinin şeyine bak” Abdi bakar olan olmuştur, hiç bozuntuya vermeden kafasını yukarıya kaldırır ve “Maşallah deyin veletler” diye kızar. (Mehmet Hasoğlu)
589.KORKMAYIN BACILAR Abdi civar köylere çok giderdi, kiminin bir haberini götürür, kiminin gelecek bir şeyi vardır getirir, toplumsal işlerde emir eri gibi çalışırdı. Yine yolu böyle bir görevle köyün birine düşmüştü. İnsanın temel ihtiyaçlarından biri çiş yapmak, yolculuk falan dinler mi? Yine küçük çiş ihtiyacı duyar ve köşe başında bir duvarı siper eder, işini görmeye koyulur, köşenin öbür tarafından gelen kadınlardan haberi yoktur, kadınlar köşeyi döner dönmez Abdi’nin o haliyle karşılaşınca gayri ihtiyari korkuyla ve utangaçlıkla hep birden bağırırlar “ Amanıııııın” Abdi yine sakin ve pratik bir zeka ile onları yatıştırır: “ Korkmayın bacılar tutuyorum korkmayın bir şey yapmaz” (Mehmet Hasoğlu)
590. TISSS Uzunyayla çerkezlerinden biri, bir gün şehre gelir. Çarşıya gitmek için otobüse biner. Artık gideceği yere geldiğini anlayınca ayağa kalkar ve kapıya yönelir. Otobüs durur, kapı tısss diye ses çıkararak açılır. Adam, otobüsten inmez, gider yerine oturur. Tekrar kapıya yöneldiğinde yine aynı sesi duyar, tekrar yerine oturur. Son durağa kadar gider, otobüste başka yolcu kalmamıştır. Şoför adama sorar: -Amca, gideceğin yeri mi şaşırdın? Adam: -Yok evladım, yolumu şaşırmadım. -Peki, niçin inmedin? -Eee oğlum, kaçtır kalkıyorum ineyim diye, kapı bana otur diyor. Ben de gidip yerime oturuyorum. Meğerse Çerkezcede tısss “otur” demekmiş. (Derya Demirkan) 591. AVŞARLIĞIN KAZASI OLMAZ Bir Avşar hacca gitmiş. Kabe’de tavaf ederken okalabalığın içerisinde nasıl olmuşsa yerde bir cüzdan görmüş. Ayağını hemen cüzdanın üzerine koymuş. O sırada bir düşünceye dalmış ki sormayın gitsin. Kendi kendine “Cüzdanı alsam haccım zayi olur, almasam Avşarlıktan çıkarım!…” derken Haccın kazası var ama Avşarlığın kazası yok demiş ve yerdeki cüzdanı alıvermiş. (Ziya Şahin) 592. BELİNİ DE DİLİNE MIK GİBİ TUTAR. Herkeste mutlaka gülünecek bir taraf bulan Hamdi Efendi, içeriye giren kel kafalı, ensesi kalın adama : -Gel komşu gel, hani derler ya benzini şelden, akılı kelden alacaksın, deyip insanları güldürmüş. Kel, bozulmuş ama sakin sakin: -Yahu, Hamdi Efendi senin akla ne ihtiyacın var? Hamdi Efendi, adamı makaraya almaya devam eder: -Sana bakarken bile boynum ağrıyor. Namazda bile selam veremiyorum. Boynumun ağrısı ta belime kadar vuruyor. Kel: -Hamdi Efendi onun kolayı var. Şöyle bir ay kadar namaz kılma, boynunu çevirme, bel kemiğini oynatma, hatta dilin de sussun, bir şeyciğin kalmaz. Hamdi Efendi: -Ağa sen diyon, bir ay kımışlamadan dimdik nasıl dururum? Adam yapıştırmış cevabı: -Yarın urgancılar çarşısından 80’lik bir oklava al, üstüne otur, o oklava, senin belini de dilini de mık gibi tutar! (Osman Baloğlu) 593. GÜNÜNÜ ŞAŞIRMIŞ Kayseri’de hanımların mark günü varmış. Gün evvelden herkesin haberi varmış. Biri hariç herkes gelmiş. Beklemişler gelmeyince telefon açmışlar. Mark gününe gelemeyen kadın: -Tüh tüh unuttum, ben öbür hafta sanıyordum, günleri karıştırmışım, neyse ben Zibide’nin oturmasında vereyim bari parayı, demiş. Akşam olmuş. Evin reisi hanımına gelen markları sormuş. Kadın paraları almış, kocasının önüne koymuş. Adam bakmış ki 100 mark eksik. Hanımı hemen açıklamış: -Ayşe Hanım, öbür ay verecek, gününü şaşırmış da, gelemedi. Evin reisi kafasını sallamış: -İnanırım, inanırım, o gününü şaşırmayan biri olsaydı, yedi tane bebe doğuramazdı! (Osman Baloğlu) 594. ELEKTRİKÇİLERİN SALINCAK KEYFİ Gece saat 02.30… Kayseri Fuar alanındaki elektrik arızasını tamir için görevliler gelir. İşlerini hallederler ama gözleri salıncağa takılır. İçlerinden biri: -Bu fırsat ele geçmez Hamdi, şu şarteli indir, kimse yokken salıncağa sırasıyla binelim, der. Arkadaşı şarteli indirir ama arkadaşına güvenmez, şimdi o eğlenir, sıra bana gelince işi bozar diyerek, daha salıncak yeni yeni dönerken o da biner salıncağa. Salıncak hızlanır ve iyice açılır. Bir süre sallanırlar ve ilk binen sıkılır, arkadaşının arkasında sallandığının farkına varmadan aşağıya bağırır: -Hamdi, yeter! Durdur şunu da sen bin! Salıncağı durduracak kimsenin olmadığını anlayan Hamdi “İmdat!” diye bağırmaya başlar. Arkadaşı, Hamdi’nin nerede olduğunu hala bilememektedir: -Neredesin lan? Diye sorar. Hamdi: -Kafanı çevir, tam arkandayım, der. Durumun vahimliği ortadadır. İkisi bir “İmdat!” diye bağırmaya başlarlar. İmdat sesleri sabaha kadar sürer. Ta ki, sabah namazına kalkan bir ihtiyar adamın o civardan geçmesine kadar elektrikçilerin salıncak sefası(!) devam eder. (Osman Baloğlu) 595. ALIRKEN DE VERİRKEN DE YAZ Kayserili, iş yerine eleman alacakmış. İşe başvuran gençleri kendisi imtihan ediyormuş. Soru hep aynı: -12, 12 daha kaç eder? Herkes sorunun cevabını kafadan hemen söylüyormuş ama Kayserili kimseyi işe almıyormuş. Akıllı bir genç, Kayserili tüccarın arkadaşını bulmuş ve bu durumu anlatmış. Arkadaşı: -Tamam, sana aynı soruyu sorunca hemen kağıt kalem iste, toplamayı yap göster, o zaman seni işe alır, bu işteki kerameti de kendisi sana söyler, demiş. Delikanlı, tüccarın yanına varmış. Soru yine aynı soru. Delikanlı hemen kağıdı kalemi almış, toplamayı kağıda yazmış, sonucu göstermiş. Kayserili: -İşe alındın, aradığım adam sensin demiş. Delikanlıya sebebini de hemen açıklamış: -Unutma, bir şeyi alırken de satarken de, hesaplarken de her zaman yaz! Akıl unutur, defter unutmaz. (Yusuf Özdemir) 596. BAYRAMIN BİRİNCİ GÜNÜÇok eski zaman önce insanlar Ramazan ayının geldiğini nasıl anlayacaklarını bilemezlermiş. Pınarbaşı’nın Sindel köyü halkı da bir yıl dışardan gelen giden de olmadığından böyle bir sıkıntıya düşmüşler.. Ramazan ayının hangi güne geldiğini bir türlü çözememişler, Ne yapsak da Ramazan ayının hangi güne geldiğini öğrenip orucumuzu tutsak diye düşünüyorlarmış. Bunun üzerine iki üç kişiyi Câbe (Ayvacık) Köyüne göndermeye karar vermişler.
Yaya olarak yola çıkıp Câbe köyüne gelmişler,
-Yahu arkadaşlar, bir Sindel köyünden geldik. Ramazan ayı ne zaman başlıyor ? diye sormuşlar.
Cabeliler de bu soruya şaşırıp aynen şu cevabı vermişler.
-Arkadaşlar Ramazan daha dün bitti, bugün Bayramın birinci günüdeyiz. (Ayhan BAYNAL) 597.İNEKLER KAYSERİLİ İMİŞ…Bir bey amca süt satıyormuş. Apartmana girmiş, kapı kapı dolaşıyor. Apartman sakinlerinden biri, laf olsun diye sormuş:-Amca, bu nerenin sütü?-Ağrı’nın sütü.-Ağrı’dan buraya süt gelir mi Amca? Adam hemen düzeltmiş cevabını:-Yok yok inekler Kayserili, ben Ağrılıyım! (M.Necati Demircan)
598.DIHILINIZ (GİRİNİZ!)Zamantı köylerinden birinde bir adam muhtar seçilmiş. Muhtar seçildikten sonra, köylülere, arkadaşlarına, muhtarlığa girerken kapı vurmayı öğretmiş. Köylüler kapıyı vurduklarında muhtar:-Dıhılın! (Girin) diyormuş, köylüler içeri giriyorlarmış.Muzip bir köylü yine kapıyı vurmuş, içerideki seslenmeyi duyunca muhtarı uyarmış:-Yahu muhtarım, ne kadar kabasın, biraz kibar olsana… Dıhılın ne demek?İçerden muhtarın sesi duyulmuş:-Valla haklısın gardaş… dedikten sonra dışarıya seslenmiş:-Dıhılınız!… yani (Giriniz!) (Hayrettin Tokbay)
599. EN ZENGİN KAYSERİLİHarp yılları… Kayseri’de gayrimüslimler zengin, Müslümanlar fakir… Gayrimüslim komşusu Kayseriliye büyük bir para gönderip bozmasını istiyormuş. Kayserili de bunu onur meselesi yaptığı için hemen oğlunu bir başka gayrimüslime gönderip parayı ondan bozdurup diğerine geri gönderiyormuş. Böylece kendi sıkıntısını belli etmiyormuş. Bir gün iki gayrimüslim aralarında konuşurken biri diğerine:-Vallahi şu memleketin en zengin adamı Kayserili Mehmet Ağa, ona ne zaman para göndersem hemen bozar.Diğeri de onun fikrini destekliyormuş:-Vallahi doğru, adamda para çok, ben de onun gönderdiği paraları bozmaktan usandım. (Sezai Tokyay)
Yorum Yazın