Elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu’ndan geçiyorum
akşamsa eylülse ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
türkiye türkiye dağlarını duman almış
üzümler memleketi, tütünler memleketi
türkiye türkiye çok gülmüş çok ağlamış
sabırlı bağrı yanık insanlar memleketi
bulut gibi köpürmüş topraktan bereketi
pehlivan dağlarında şafaklar büyümüş
ve o nehirler delirip gür gür gelirler
bir şarkı gibi dağdan denize yürümüş
sen türkiye’sin sağdıcım kirvem türkiye
insanların insanların ah senin insanların
morca gözlerinden öpsem namuslu gözlerinden
asiye’m işveli hatice fistanı dal işlemeli
sen kırk köyün içinde şanlı zeyneb’im
şabanı vurdular yirmi yaşında, köprü başında
gel yılmaz mahmud’um gel bilaloğlan
arabamın atları, deh deh deh aman da
ha burası karadeniz gemiler yatar limanda
deryalar aslanı şems-i bahrî kamil reis
bu insanlar senden gelir sana gider
tarlaya savrulmuş buğday gibi türkiye
sen türkiye’sin ekmeğim tuzum türkiye
omzumda mavzer koynumda çevresin
ve kıl heybemde taze lor peyniri
gök rengi süt karanfil rengi şarap
batan güneş gibi bakır taşkömürü
ve rüzgara vermiş saçlarım nefti ormanlar
ve köylere karşı sarışın harmanlar
ferik elması kavun karpuz dut ve kayısı
fındık da sende ceviz de sende badem de sende
alnımın teri gözlerimin nuru türkiye
sen türkiye’sin evim barkım köyüm obam türkiye
o senin çifte çarşılı harp görmüş şehirlerin
sahilde mersin yayla türküsü konya.
adana’nın yolları taştan yola çıkıp maraş’tan
ezanla birlikte vardık bir akşam urfa’ya
bursa’nın ya bursa’nın ufak tefek taşları
uçan yıldızı dondurur ardahan’ın kışları
erzincan’da bir kuş var kanadı gümüş pul pul
ve göğe kılıç gibi çekmiş minarelerini
şehirler padişahı canım istanbul
türkiye türkiye ay’lı yıldız’lı türkiye
sen mehmed’sin omuzların anadolu yaylası
aladağlar toros’lar dev gibi gövden
sen şehid oğlu şehid babası
sana selam olsun dünya’dan hürriyet’ten
Bıçak dövüyor bıçak bursa’da bıçakçılar
Bir dilim güneş gibi bursa bıçakları
Götürüp belki izmir’de fuar’da satacaklar
Belki balıkesir’de bıçakçılar içinde
Halı dokuyor halı uşak’ta halı esnafı
Bir ilkbahar sahifesi kimisi silme çiçek
Dövülmüş bir bakır aydınlığı kimisinde
Kimisi tertemiz sofalara serilecek
Encamı bilinmeyecek kimisinin de
Halı dokuyor halı uşak’ta halı esnafı
Hünerli elleriyle bir dünya cenneti dokuyor
İçinde çırılçıplak kendisi işin tuhafı
Akşehir’de semerciler semer dikiyor
Ufacık yere yakın bozkır atları için
Çuvaldızın ucunda ağaç saman ve meşin
Toz bıyıklarını yakıyor semercilerin
Bir iğne sokuyorlar bin ah çekiyorlar
Demir dövüyor demir demirciler sıvas’ta
Örsün üstünde kibrit gibi parlatıyorlar
Yumuşatıyorlar çifte su veriyorlar
Altı yüz çırak yüz elli usta sıvas’ta
Çekiç burunlarından çıngı sektiriyorlar
Küçük asya düzünde ay ve yıldız
Omuz omuza vermiş ekmek yuğuruyor
Yıldız kadınhan’da buğday savuruyor
Ay ramandağı’ndan petrol çıkarıyor
Küçük asya düzünde ay ve yıldız
Her köşebaşında her gün rastladığımız
Gözleri bozkır gibi kuru ve aydınlık
Avuçları sıcacık demir kuşaklı halkımız
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
büyük bir şaşaadır ölüm
ebruli nurlarla gelir
öyle bir yanardağdır ki öfkesi
mutantan destur’larla gelir
karşıtıyla yüklüdür herşey
mutlak çözümlerden vazgeç
tartışılmaz mükemmellikler
ne gizli kusurlarla gelir
sen sen ol korkma karanlıktan
dik ışık çekirdeklerini
çünkü en berrak sular bile
en yağlı çamurlarla gelir
nasıl doğmakla başlarsa ölüm
ölmekle başlar öyle hayat
bil ki dünyayı sarsan sıçramalar
birikmiş şuurlarla gelir
ATİLLA İLHAN
an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür
an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür
son umut kırılmıştır
kaf dağı’nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür
kimi sevsem sensin / hayret
sevgi hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarım bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor
her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırmızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor
kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum
ATTİLA İLHAN
Aramızdan ayrılış yıldönümünde saygıyla anıyoruz Attila İlhan’ı.
An geldi,
Attila İlhan öldü…
Tüm Eserleri 48-2005
40
Duvar (1948)
50
Sokaktaki Adam (1953)
Sisler Bulvarı (1954)
Yağmur Kaçağı (1955)
Zenciler Birbirine Benzemez (1957)
Abbas Yolcu (1957)
Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad) 1959
60
Ben Sana Mecburum (1960)
Ateşten Damla (Memduh Ün) 1960
Şoför Nebahat (Metin Erksan) 1960
Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen) 1960
Rıfat Diye Biri (Ertem Göreç) 1962
Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon) 1962
Bela Çiçeği (1962)
Kurtlar Sofrası (1963/64)
Yasak Sevişmek (1968) » Read the rest of the entry..
Geçmişe, başarısızlıklara bir set çekip mutlu, Huzurlu ve başarılı bir hayat için yapmanız gereken hemen Harekete geçmek.
Nasıl mı? Tabili 5 H formülüyle
HEDEF: Harika bir hayat sürmeniz için her şeyden önce kesinleşmiş bir hedefiniz olmalı. Bu hedef mantıklı, ulaşılabilir, motive edici ve zaman planlı olmalıdır. Büyük bir amacınız varsa ona ulaşmak istersen başka hedeflerinizin de gerçekleştiğini görebilirsiniz. Hedefiniz istemenin ötesinde kesinleşmiş olmalıdır.
HAYALLER: Burada hedefinizin gerçekleşmesi için gereken hayallerden söz ediyoruz. Hedefiniz gerçekleştiğinde nasıl bir hayata başlayacaksınız, nasıl bir çığlık atacak, sevdiklerinize nasıl sarılacaksınız, gözünüzden akan sevinç gözyaşı yanaklarınızdan inerken neler hissedeceksiniz. Bunları en ince ayrıntısına kadar hayal edin. Gerçekleştiğinde “ben bunu hayal etmiştim” diyeceksiniz.
HEYECAN: Hedefiniz belli, hayalleriniz var ama bundan heyecan duymuyorsanız bilin ki işiniz zor. Hayallerini gerçekleştirenler hedeflerinden ve hayallerinden büyük heyecan duyan kimselerdir. Hedefinize ulaştığınızı hayal ettiğinizde heyecanlanıyor musunuz? İşte o zaman büyük bir motivasyona sahipsiniz demektir. Kazanmak istediğiniz başarıyı hayal ettiğinizde tüyleriniz diken diken oluyorsa ve yumruğunuzu sıkıp başaracam diyorsanız lin ki heyecan rüzgarı sizi hedefine götürecektir.
HAREKET: Hedefiniz net, hayaller kuruyorsunuz ve müthiş heyecanlısınız ama bir türlü harekete geçemiyorsunuz. Bilin ki bu hedefsize çok uzak. İnsanların bir ilgi bir de etki alanı vardır. İlgi alanı gazetedeki magazin haberleri, televizyondaki çeşitli programlar, ülkenin meseleleri gibi şeylerdir. Etki alanı ise bunlarla ilgili yapabileceklerimizdir. Ülkeyi düzeltmek gibi ilgi alanınız olabilir ma bunun için harekete geçmek ve sizi hedefinize ulaştıracak çalışmaları yapmak etki alanınızdır. Siz hedefinize ulaştıkça ülkenizi de biraz iyi bir duruma getirme şansınız olacaktır. O halde etki alanınızı genişletin ve ilgi alanınıza bu şekilde etki edin. Haydi hemen planladığınız hedefe ulaşmak için harekete geçin.
HİPNOZ: Kendi kendinize verdiğiniz telkinler aslında bir hipnozdur. Sürekli içinizden tekrarladığınız sözler, kafanızdan sürekli geçen düşünceler hipnozun temelidir. Siz kendi kendinize yaptığınız güzel telkinleri hanff loş bir odada hafif bir müzik eşliğinde yaparsanız çok daha etkili olur. Üzerinize çok rahat elbiseler giyin, rahat bir koltuğa kurulun, loş bir ışıkta hafif bir müzik açın ve içinizden; gerçekleştireceğiniz hedefi ve bunu gerçekleştirmek için elinizden geleni yaptığınızı tekrarlayın. Bunu her gün yapın, heyecanınızın ve etkin çalışma saatleriniz arttığını göreceksiniz.
Bir kere inkâra düstün mü yavrum,
Kendini aşmaya yol bulamazsın.
Vehimler şüpheler bozar ruhunu,
Seni kaldıracak el bulamazsın…
Elbet dünya döner, bizde döneriz,
Bir müddet parıldar sonra söneriz…
Yükseklerden enginlere ineriz
Halinden anlayan dil bulamazsın.
Ömür akar gider yokluk gölüne
İnsanoğlu dümüş serap çölüne
Hayat benzer bir gecelik geline
Kendin gibi akan sel bulamazsın
Ektiğin tohumlar bir türlü bitmez
Müşkülü yenmeye bir ömür yetmez
Kuş olsan uçsan da yine kâr etmez
Arasan konacak dal bulamazsın…
Osman Yüksel Serdengeçti» Read the rest of the entry..
Hello and welcome to the preview page of freicurv 2.0 theme by